tiyatro etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tiyatro etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Mayıs 2009 Salı

Figaro`nun Düğünü

TİYATRO KEDİ’den bir yaz oyunu geliyor…Mozart’ın ünlü “komik operası” na konu olan Figaro’nun Düğünü Bu kez TİYATRO KEDİ’ de oyun olarak sahneleniyor..
Hakan Altıner’in sahneye koyduğu bu yaz oyunu için dev bir kadro Tiyatro Kedi çatısı altında buluştu. Oyunun dekor ve kostüm tasarımını Türkan Kafadar, yapımcılığını ise İpek Kadılar Altıner üstlendi. İspanya’nın sıcak atmosferinde geçen bu klasik komedi için; Tiyatro Kedi’ye konuk olan Tiyatro Kare’nin sahibi Nedim Saban Kont rolünü üstlenirken Füsun Önal 12 yıl sonra Kontes rolüyle tiyatro sahnesine döndü. Figaro’yu Atılgan Gümüş’ün; Suzanne’ı Yeşim Alıç’ın, Cherubin’i Ergün Demir’in, Fanchette’i Eda Gülten’in, Basilio’yu Erez Ergin Köse’nin, Marceline’i Sanem İşler’in canlandırdığı komedi de, Tarık Papuccuoğlu ve Mehmet Ulay oyun boyunca süren çılgın dolaplara karışan doktoru ve hakimi oynuyorlar.

TİYATRO KEDİ’den bir yaz oyunu geliyor…
Mozart’ın ünlü “komik operası” na konu olan Figaro’nun Düğünü
Bu kez TİYATRO KEDİ’ de oyun olarak sahneleniyor..
Beaumarchais (Bomarşe) tarafından yazılan ve ilk kez 1784 yılında Paris’teki Odeon Tiyatrosu’nda perdesini açan, Figaro’nun Düğünü ikiyüz yılı aşkın bir süredir onlarca ülkede, yüzlerce tiyatroda, milyonlarca seyirciye ulaştı; kahkahası da, alkışı da hiç eksik olmadı. Çok gürültü koparan oyun, yazıldığı dönemde pek çok kez yasaklandı. Napolyon’un, 'Eserin içinde Fransız Devrimi`nin toplarını duymak mümkün' dediği oyunda aristokrasi eleştirisi mizahın içerisinde oldukça net görünmektedir.
Oyunun Konusu:
Nüfuzlu, Aristokrat Kont Almaviva’nın şatosunda uşak Figaro ile Hizmetçi Suzanne evlenme hazırlıkları içerisindedir. Kont Almaviva eski bir hak olan Beylik Hakkı’nı kullanarak Figaro’dan önce Suzanne’la beraber olmak niyetindedir ama bu niyetini saklar. Hatta bu haktan vaz geçtiğini ilan eder ama Suzanne ile birlikte olabilmek için de türlü dolaplar çevirmekten geri kalmaz. Durumu fark eden ve Kont’un sınıfsal üstünlüğünden çekinmeyen Figaro, Kontes, Suzanne ve Cherubin ile işbirliği yaparak Kont’u niyetinden vazgeçirmek için kolları sıvar. Hem Kont’un ilgisini karısına çekebilmek hem de Suzanne’dan vazgeçmesini sağlamak için bir dizi entrika da onlar hazırlar. Ancak Kont’un da arkası boş değildir. Doktor ve Hakim’in yanı sıra Marceline’de Figaro’ya karşı birleşmiştir. Aşk, ihanet, şüphe ve kavuşmalarla; sırlar, palavralar ve güç oyunları ile çılgın bir komediye dönüşen bu savaş sırasında Figaro ve Suzanne mutlu sona ulaşmak her yolu deneyecektir.

Salon: Haldun Dormen Tiyatrosu
Oynayanlar: NEDİM SABAN / FÜSUN ÖNAL ATILGAN GÜMÜŞ / YEŞİM ALIÇ / ERGÜN DEMİR TARIK PAPUÇÇUOĞLU / MEHMET ULAY EREZ ERGİN KÖSE / SANEM İŞLER / EDA GÜLTEN
6 Haziran Saat: 16:00 - 21:00
Adres: Ergenekon Cad. No:98 Pangaltı - İstanbul
Ücret: Tam: 45,00 TL, Öğrenci: 35,00 TL

10 Mayıs 2009 Pazar

'Tiyatro Treni' Avrupa yolunda

Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları (TCDD) ve Devlet Tiyatroları (DT) işbirliği ile sefere çıkacak ''Tiyatro Treni''nde Türkiye'nin yanı sıra Romanya, Sırbistan, Hırvatistan, Slovenya ve Almanya'da oyunlar sahnelenecek.
Dünyada ilk kez TCDD tarafından üretilen tiyatro vagonu, geçen yıl Türkiye genelinde tiyatro gösterileri için kullanıldı. Geçen yılki gösterimler sırasında tiyatro vagonunu inceleyen Avrupa Tiyatro Birliği (ETC) üyeleri, bu trenle Avrupa ülkelerinde tiyatro gösterimleri yapılmasını talep etti. TCDD'nin bu talebe olumlu yanıt vermesi üzerine DT'nin işbirliği ile ''Tiyatro Treni Şark Ekspresi Sınırları Aşan Avrupa Tiyatrosu'' oluşturuldu.
Tiyatro treni, 14-17 Mayıs günleri arasında Ankara Garı'nda, 20-23 Mayıs arasında ise İstanbul'da Haydarpaşa ve Sirkeci garında tiyatro oyunlarına ev sahipliği yapacak. Tiyatro treni, 26 Mayıs-2 Haziran arasında Romanya, 3-10 Haziran arasında Sırbistan, 11-18 Haziran arasında Hırvatistan, 19-25 Haziran arasında Slovenya ve 26 Haziran-19 Temmuz arasında ise Almanya'da olacak.
Devlet Tiyatroları, tiyatro treni ile yapacağı bu turnede 5 yeni oyunu sahnelemeyi planlıyor. Yaklaşık 2 ay sürecek turne kapsamında, Devlet Tiyatroları'nın yanı sıra Romanya, Sırbistan, Hırvatistan, Slovenya ve Almanya tiyatrocuları da trende sahnelenecek. Turne kapsamında, konserler ve partiler de yapılacak. Ayrıca, Devlet Tiyatrolarının oyuncuları da turne boyunca ''tiyatro treni'' ile seyahat edecek.

Oyuna gelmeyin, 'Oyun'u izleyin!

Yeditepe Üniversitesi Tiyatro Kulübü'nün düzenlediği 'Tiyatro Festivali' kapsamında kulüp öğrencileri tarafından hazırlanan Vasıf Öngören'in yazdığı Arda Öztürk'ün yönettiği, 'Oyun Nasıl Oynanmalı?' adlı oyun 12 Mayıs Salı günü galasını yapıyor.
Burkay Dokuyucu, Burcu Sanem Turan, Candaş Çetinkaya, Mahmut Bozaklı, Duygu Çelebi, Ayşem Yurtseven, Melis Şenol, Ahmet Çalı, Hakkı Ahsen Akkaş, Cihan Esen, Cansu Dağ, Irmak Bayram, Orçun Kaplan, Ayşe Balmumcu, Can Dural, Ezgi Göçücü, Evren Özcan, Ziyahan Çetin, Özge Kahraman, Emrah Günaydın, Ecem Yalım, Barış Mesci, Ceren Okur, Bahadır Erol, Asya Aslan, Ali Cihan Keleş, Çisil Egeli ve Gülce Karacaoğlan'ın rol aldığı oyun, Yeditepe Üniversitesi İnan Kıraç salonunda 19.30'da sahnelenecek.
Yönetmen'in notu;
"Son yıllarda dünyada ve ülkemizde izleyici (halk), içi boşaltılmış, salt eğlence içerikli televizyon programları ile kuşatılmış durumdadır. Bu yolla zihnimiz sürekli meşgul tutulmakta, hayatımız biz farkında olmadan başkaları tarafından yönetilmektedir. Çünkü çok fazla düşünmemiz bazı “önemli adamlar”ın işine gelmemektedir.
Bu perde arkasındaki önemli adamların istediği şey; bilinci ve düşünme yetisi kapalı bir toplum yaratmaktır. Bu yüzden sürekli olarak düzmece yarışmalar, gerçek hayatla alakası olmayan pembe diziler, önceden planlanmış tartışma (hatta kavga) içerikli televizyon programları v.b. yolu ile bir “beyinsizleştirme operasyonu”na tabi tutulmaktayız. Halkımızın büyük bir kısmı pop-star yarışmaları, evlilik programları ve dedikodu haberleri ile uyuşturulurken, özellikle genç kesim ünlü olma ya da kolay yoldan para kazanma umudu ile kandırılmakta ve sömürülmektedir.
Vasıf Öngören’in 1974 yılında yazdığı “Oyun Nasıl Oynanmalı?” oyunu ise konusu itibariyle para ödüllü bir yarışma programını ele alıyor. Yarışmada gösterilen oyunda, gecekonduda yaşayan bir işçi ailesinin güzel kızı olan Sevil’in, bir film yıldızı olup, fakirlikten zenginliğe yükselme çabası işleniyor. Amaçları Sevil’i ünlü ve zengin bir kişi haline getirmek olan yarışmacılar, oyunun içindeki bu oyunu verdikleri kararlarla yönlendiriyorlar ve böylece “Bir oyun nasıl oynanmalı?” sorusu sorgulanmış oluyor. Ünlü ve zengin olmak adına çiğnenen değerlerin sorgulandığı oyunda, günümüzde de gerek sinema, gerekse televizyon programları aracılığı ile halkın nasıl “uyutulduğu” da gözler önüne seriliyor.
Biz de günümüzü daha çok yansıtabilmek için oyunumuzun yarışma kısmına “seyirci” unsurunu yerleştirmeyi uygun gördük. Ayrıca her gün televizyonda izlediğimiz programların yozlaşmışlığını ve çürümüşlüğünü vurgulamak adına oyunumuzun yarışma bölümünde temelde ciddi, ama görünüşte gülünç, abartılı ve karikatürleştirme işleminin özü olan “grotesk” üslubu kullanmaya; oyun bölümünde ise klişeleşmiş Yeşilçam oyunculuklarına yaklaşmaya çalıştık. Başarılı olmuş olmak dileği ile; iyi seyirler…"

8 Mayıs 2009 Cuma

"Bedia Muvahhit Tiyatro Ödülü" belli oldu

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları ve Türk Kadınlar Birliğince düzenlenen "Bedia Muvahhit Tiyatro Ödülü", bu yıl Şehir Tiyatroları Sanatçısı Işıl Zeynep Tangör'e verilecek. İstanbul Büyükşehir Belediyesinden yapılan yazılı açıklamaya göre, Uğur Atakan'ın organize edeceği ödül töreni, Kadıköy Haldun Taner Sahnesi'nde gerçekleştirilecek.
Törende, piyanist ve besteci Selim Atakan, Bedia Muvahhit için yaptığı bestesini ilk kez izleyicilerle paylaşacak.

7 Mayıs 2009 Perşembe

Nasreddin Hoca Almanya'ya gitti, yönetmenin haberi yok

Bir tiyatro oyunu, yönetmenin izni olmadan yurtdışında festivale katılabilir mi? Yine yönetmenin bilgisi olmadan oyuncular değişebilir mi? Tiyatro dünyası bugünlerde, yukarıdaki sorulara 'evet' dedirten bir olayla karşı karşıya.
Frankfurt Başkonsolosluğu Kültür Ataşeliği, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı etkinlikleri çerçevesinde 'Nasreddin İnadın Sonu' adlı oyunla Van Devlet Tiyatrosu'nu davet etti. Devlet Tiyatroları (DT) sanatçısı Özer Tunca'nın yazıp yönettiği ve tiyatronun 2006-2007 sezonunda sahnelediği çocuk oyunu, 25 Nisan'da Frankfurt Gallus Theater'de, 26 Nisan'da Bad Hamburg'da seyirci karşısına çıktı. Oyunun sonunda yönetmenle görüşmek isteyenler ise yönetmenin ekiple birlikte gelmediğini öğrendi. Tunca, oyunun Almanya'da sahnelendiğini gazetelerden ve bir arkadaşından öğrenmiş. Van DT'de muhatap bulamayan Tunca, DT Genel Müdürlüğü'ne dilekçe ile başvurarak bilgi istemiş.
Tiyatro dünyasında skandal olarak değerlendirilen asıl nokta ise oyundaki bazı rollerin yönetmenin izni olmadan başka oyunculara verilmesi. Bilgi almak için aradığımız Özer Tunca, açıklama yapma yetkisi olmadığını söyledi. Van DT yetkilileri de konunun DT Genel Müdürlüğü'nü ilgilendirdiğini belirtti.
Özer Tunca'nın bu durumdan büyük üzüntü duyduğunu anlatan bir DT oyuncusu, yönetmenin hakkını yasal yollarla arayacağını söyledi. Tiyatro eleştirmeni Üstün Akmen de bir tiyatronun yönetmeni olmadan turneye çıkabileceğini; ancak yönetmenin bilgisi olmadan oyuncuların değiştirilemeyeceğini belirtiyor.

6 Mayıs 2009 Çarşamba

Sokak tiyatrosuna polis engeli

İzmir Yenikapı Tiyatrosu oyuncularının, Taksim ve Kadıköy’de sokakta sergilemek istedikleri, Rus yazar Gogol’e ait “Palto” adlı tiyatro oyunu polis tarafından engellendi
İzmir Yenikapı Tiyatrosu oyuncuları olan ve gönüllü olarak birçok şehre giden 4 genç, önceki gün ilk olarak Beyoğlu İstiklal Caddesi’nde daha sonra da Kadıköy İskele Meydanı’nda polis tarafından engellendi. Gençlerden Timur Özçıngırak, dünyanın her yerinde sokak tiyatrosunun kentlere renk kattığını ve şimdiye dek ilk kez durdurulduklarını söyleyerek, “Sanatı sokağa ücretsiz taşıdığımızı söylememize rağmen bir arkadaşımız karakola bile götürüldü” diye konuştu.
Nazlı Masatçı da, “Mardin, Diyarbakır, Çorum ve Bartın’da bile engellenmedik. Türkiye’nin en modern iki ilçesinde ise engellendik” dedi.
Gogol’ün ‘Palto’su
Nikolay Vasilyeviç Gogol’ün 1842’de yayımlanan uzun hikâyesi Palto, Rusya’da yaşanılan sosyal sınıf baskısının alt sınıf insanları-nın üzerinde bıraktığı etkiyi anlatıyor. Gogol’ün Rus insanını aşağılamakla suçlandığı eser, Rus edebiyatının önemli eserlerinden biri. Dostoyevski, bu önemi “Hepimiz Gogol’ün Palto’sundan çıktık” sözleriyle vurgulamıştı.

4 Mayıs 2009 Pazartesi

Liseli yazarlar 25. Genç Günler’de seyircisiyle buluşuyor

Ve Diğer Şeyler Topluluğu’nun “Yeni Metin Yeni Tiyatro Projesi” kapsamında liseli gençlere yönelik düzenlediği oyun yazarlığı atölyelerinde yazılan kısa oyunlar seyirciyle buluşuyor!
Ve Diğer Şeyler Topluluğu’nun “Yeni Metin Yeni Tiyatro Projesi” kapsamında liseli gençlere yönelik düzenlediği oyun yazarlığı atölyelerinde yazılan kısa oyunlar; 16 Mayıs 2009, Cumartesi günü saat 15:00′te İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları (İBBŞT) Ümraniye Sahnesi’nde, İBBŞT’nin düzenlediği “25. Genç Günler”de seyirciyle buluşuyor!
“Ve Diğer Şeyler Topluluğu”; “Yeni Metin Yeni Tiyatro” projesi kapsamında yaptığı çalışmalar içinde liseli gençlere yönelik oyun yazarlığı atölyesi de düzenliyor. Atölye; her gün televizyonda aynı şeyleri izlemekten sıkılan, sınav kaygısından bunalan, hayatına bir değişiklik getirmek isteyen, deneyimlerini ve güncel meselelere karşı tepkilerini dillendirmek isteyen liseli gençleri yazmaya teşvik ediyor. Liseli genç yazarları, yazdıkları metinleri sahnede izleme imkanını da bulacağı heyecanlı günler bekliyor.
Oyun yazarı, dramaturg ve İstanbul Üniversitesi Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji bölümünden akademisyenlerin, lise öğrencileriyle, oyun yazımı üzerine bilgi ve deneyimlerini paylaşacakları atölye çalışmalarında yazılacak oyunların ana temasını, gençlerin yaşadıkları sorunlar ve edindikleri deneyimler oluşturuyor.
Düşündüklerini ve hissettiklerini kâğıda dökmek isteyen liseli gençler; kendilerini tanıtan bir yazıyı, iletişim bilgileriyle birlikte yenimetinyenitiyatro@gmail.com adresine yollayarak başvurabilirler.

3 Mayıs 2009 Pazar

Bu oyunu ücretsiz izleyebilirsiniz

Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü, sosyal sorumluluk projesi kapsamında ''Gitar'' adlı oyunu, tiyatro izleyicilerinin beğenisine ücretsiz sunacak.
Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğünden yapılan yazılı açıklamaya göre, ''Gitar'' adlı oyun, Michel Del Castillo'dan Semih Çelenk tarafından uyarlandı ve 23 Martta ilk temsilini Küçük Tiyatro'da verdi.
Proje koordinatörlüğünü N. Fırat Demirağ'ın, proje uygulatıcılığını Yeliz Erülgen'in üstlendiği oyunun, metin dramaturgluğunu Aylin Tez, psikologluğunu ise Gözde Kayabülbül yapıyor.
Dekor ve giysi tasarımını Ceren Karahan'ın, ışık tasarımını Burhanettin Yazar'ın gerçekleştirdiği oyunun rollerini ise bedensel engelli Göktuğ Tolga Demiralp ile Solmaz Merve Erdoğan paylaşıyor.
Stüdyo Sahne'de, 3, 5, 8, 10, 17 Mayıs 2009 tarihlerinde ücretsiz olarak temsil edilecek oyunun biletleri, Ankara Devlet Tiyatroları gişelerinden temin edilebilecek.

''Hüzzam''a Sürekli Başarı Ödülü

Oyun Yazarları ve Çevirmenleri Derneğince (OYÇED), ilk kez 1984-1985 sezonunda oynanan ve aralıklarla yaklaşık 25 yıl sahnede kalan ''Hüzzam'' adlı oyunuyla Devlet Tiyatrolarına ''Sürekli Başarı Ödülü'' verdi.
Güner Sümer'in yazdığı, Olcay Poyraz'ın rejisiyle ilk kez sahnelenen ve aralıklarla bugüne kadar devam eden tek kişilik ''Hüzzam'' oyununun bugünkü temsili öncesinde, Oda Tiyatrosu'nda tören düzenlendi.
OYÇED Başkanı Prof. Dr. Hasan Erkek, sahnede yaptığı konuşmada henüz genç olan derneklerinin 20 yılı aşkın bir süredir oynanmakta olan tiyatro oyunlarını desteklemek için böyle bir ödül verdiğini belirtti.
Erkek, isabetli projeleri devam ettirenlerin de yönetimler olduğunu vurgulayarak, ödülü Devlet Tiyatroları'na verdiklerini kaydetti.
Erkek, konuşmasının ardından ödülü Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin'e sundu.
Bilgin de yazarlara ve derneğe teşekkür ettiği konuşmasında ödülün asıl sahibinin oyunun yazarı, yönetmeni ve oyunu uzun süredir sahneleyen Maral Üner olduğunu söyledi.
Ödül töreninin ardından, Maral Üner'in bir eski İstanbul paşasının torunu olan Mahpeyker'i canlandırdığı ''Hüzzam'' sahnelendi.

26 Nisan 2009 Pazar

"Ve Tanrı Dedi Ki''

Türk ve Yunan sanatçıları bir araya getiren ''And God Said–Ve Tanrı Dedi Ki'' adlı oyunun dünya prömiyeri İstanbul'da yapılacak.
Garajistanbul'da 28, 29 ve 30 Nisan'da sergilenecek oyunun yazarı ve yönetmeni Yunan sanatçı Avra Sidiropoulou, oyuncular Derya Durmaz ve Teoman Kumbaracıbaşı ile birlikte Yunanistan Başkonsolosluğu Kültür Merkezi'nde basın toplantısı düzenledi.
Sidiropoulou, bir felaket sonrası geriye kalan bir adam, kadın ve bebek etrafında günümüz dünyasına dair pek çok tehlikeyi ele alan oyunun, kültür ve dilin ötesine geçen bir proje olduğunu söyledi.
Atina merkezli uluslararası tiyatro topluluğu Persona'nın uluslararası projelerinden olan oyunun, Türkiye ve Yunanistan'dan sanatçıları bir araya getirdiğini ifade eden Sidiropoulou, 2004'te Türk, Yunan ve İngiliz sanatçıları bir araya getiren ve İstanbul'da da sergilenen ''Clytemnestra'nın Gözyaşları'' adlı oyunda da yine oyuncu Derya Durmaz ile çalıştıklarını hatırlattı.
''Ve Tanrı Dedi Ki'' adlı oyunda belki bilinçsel ya da nükleer savaş gibi belirsiz bir felaketten zarar gören bir kadın ile erkeğin, bir bebekle birlikte verdikleri yaşam mücadelesinin anlatıldığını belirten Sidiropoulou, ''Bu çok güncel bir konu. Bunlar günümüz insanının da karşı karşıya kaldığı günlük bazda tehlikeler'' dedi.
Sidiropoulou, ''Hikayeyi İstanbul'da yazdım. Yunanistan'da büyük yangınların olduğu 2007 yılıydı. Türkiye de büyük deprem yaşamıştı. Londra'daki terör saldırıları da beni etkilemişti. İstanbul, doğu ve batının merkezi. Her gün birçok insan Asya ve Avrupa arasında iletişim içinde. İstanbul çok kültürlü bir şehir. Bu da projeye küresel bir perspektif kazandırdı'' diye konuştu.
İngilizce olarak kaleme alınan ve son bölümü, sahnelendiği ülkenin dilinde oynanacak oyunun, farklı ülkelerden sanatçıların bir araya gelmesiyle neler yapılabileceğini göstermesi açısından ufuk açıcı bir proje olduğunu kaydeden Sidiropoulou, birbirine bir şey empoze etmeden duygu ve düşünceleri en iyi ifade etmenin sadece sanat yoluyla başarılabileceğini dile getirdi.

KENDİMİ ÇOK ŞANSLI HİSSEDİYORUM
''Mülteci'', ''Çinliler Geliyor'' adlı sinema filmlerinde rol alan ve ''Ihlamurlar Altında'' adlı TV dizisinde canlandırdığı Fahriye karakteriyle de tanınan oyuncu Derya Durmaz da başka bir ülkeden bir yönetmenle bir şeyler üretme şansını yakaladığı için kendisini çok şanslı hissettiğini söyledi.
''Ve Tanrı Dedi Ki'' ile dilin ve kültürün ötesine geçerek herkesin aynı zeminde kendini özgürce ifade etme imkanına sahip olduğunu kaydeden Durmaz, kalemi çok kuvvetli bir sanatçı olan Sidiropoulou'nun yazdığı metni, her sanatçının bir tarafından tutarak kendi kültür ve hayata bakış açısıyla harmanladığını ifade etti.
Durmaz, bunun gibi anlamlı ve değeri olan projelerde yer almanın da sanatçıya daha büyük bir motivasyon verdiğini belirtti.
Derya Durmaz, önümüzdeki aylarda gösterime girecek ''İncir Çekirdeği'' adlı sinema filminde de Özgü Namal ile baş rolü paylaşıyor.

SINIR AŞAN BİR PROJE
''Yazı Tura'' ve ''Made in Europe'' adlı sinema filmlerindeki performansıyla ödüllendirilen ve ''Binbir Gece'', ''Aşka Sürgün'' ''Ayışığı' adlı TV dizilerindeki rolleriyle de tanınan oyuncu Teoman Kumbaracıbaşı da oyunu ilk okuduğunda dilinden çok etkilendiğini ifade etti.
Kumbaracıbaşı, ''Yunan tiyatro geleneğindeki sözün söyleniş güzelliğinin karşısında duyguların esiri oluyorsunuz. Ben de bu sözün esiri oldum'' diye konuştu.
Oyunda bu güzelliğin içinde ''geleceğe duyulan kaygı'' gibi çok sert bir konunun anlatıldığını ifade eden Kumbaracıbaşı, kişinin kendi dönüşümüyle ilgili birçok şeyin farkına varmasını sağlayacak bir oyun olduğunu söyledi.
Kumbaracıbaşı, farklı ülkelerden sanatçıları bir araya getiren projenin dilinin İngilizce olması nedeniyle de sınır aşan proje olduğunu belirtti.

OYUN HAKKINDA
''Ve Tanrı Dedi Ki'', geriye dönüşü olmayan bir felaketin tüm anlamı, hafızayı ve paylaşılmış geçmiş ve hayal edilen gelecek anlamında zamanı sildiği bir çeşit kıyamet sonrası, zamansız, mekansız bir ortamda geçiyor.
Bu kıyamet sonrası mekanda sadece bir adam, bir kadın ve bir bebek kalmıştır geriye. Anlamın, kişisel ve kişiler arası geçmişlerinin silinmesinden dolayı birbiriyle iletişim kuramayan adam ve kadın, varoluşlarının tek referansı olarak bebeğe tutunur. Tüm kaynakların tükendiği bu ortamda bebeğin beslenme zorunluluğu, insanın savunmasızlığının yaşayan bir portresi haline gelir. Bu portre, neredeyse ekolojik yok oluşun eşiğine gelen günümüz dünyasına ilişkin pek çok şeyi resmetmektedir.

22 Nisan 2009 Çarşamba

Türkiye Üniversiteleri Tiyatro Şenliği

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetmenliği’nin koordinasyonunda düzenlenen “Türkiye Üniversiteleri Tiyatro Şenliği”, 16-30 Mayıs 2009 tarihleri arasında gerçekleştiriliyor. Türkiye’nin dört bir yanından 90 tiyatro topluluğunun başvurduğu şenlik kapsamında, oyun gösterimleri, atölye çalışmaları, söyleşiler, paneller ve özel bir sempozyum düzenleniyor.
İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın,ilk ayağını Nisan 2008’de İstanbul’daki üniversitelerin katılımıyla gerçekleştirdiği Tiyatro Şenliği’nin ikinci ayağıolan“Türkiye Üniversiteleri Tiyatro Şenliği” İstanbullularla buluşuyor.
Türkiye’nin farklı noktalarından 90 üniversite tiyatro topluluğunun başvurduğu şenlik, zengin yan etkinliklerle 16-30 Mayıs tarihleri arasında, İstanbul’daki çeşitli sahnelerde gerçekleştiriliyor. Üniversitelerarası tiyatro şenliklerinin yaygınlaşması ve İstanbul’u genç tiyatro hareketinin belli başlı merkezlerinden biri haline getirilmesi amacıyla düzenlenen şenlik, üniversite tiyatroları için önemli fırsatlar sunuyor.
Ajansın Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetmenliği’nin koordinasyonunda gerçekleştirilen tiyatro şenliği kapsamında, gösterimler ve atölye çalışmalarıyla eşzamanlı düzenlenecek iki günlük bir sempozyum da yapılıyor. Tiyatro eğitimi alanında mevcut sistemi tartışmaya açan, ileriye dönük yapılanmalar üzerine odaklanan sempozyumda sunulan bildiriler kitap haline getirilecek. Etkinliklerin ise şenlik boyunca gençler tarafından çıkartılacak “Sahne Kapısı” adlı günlük bir gazeteyle belgelenmesi sağlanıyor.

Tiyatrom 25 yaşına buruk giriyor

Almanya'nın başkenti Berlin'deki tek Türk tiyatrosu Tiyatrom'un bütçesi Kültür Senatosu tarafından kesilince, kuruluşa vatandaşlar sahip çıktı.
Çeyrek yüzyıldır Berlin'de yaşayan Türklere anadillerinde tiyatro oyunları sunarak hizmet veren kültür kurumu Tiyatrom'un kapısına kilit vurulması gündeme geldi.
Berlin Kültür Senatosu'nun maddi desteğini çekmesiyle Alte-Jakob Strasse adresindeki binanın kirasını dahi ödeyemeyecek duruma gelen Tiyatrom'u kurtarmak için el ele veren Berlinli Türkler, yaşanan finansal sıkıntı yüzünden daha çok tiyatro meraklısı gençlerin oyunlarına kapılarını açan Tiyatrom'a sahip çıktılar.
Tiyatrom'un kurtarılması için ''Kulturk'' aldı bir dernek kuran iş adamı İbrahim Aslan, Berlin'de 25 yıldan bu yana faaliyetlerini sürdüren bir tiyatronun kapanmasının kabul edilemeyeceğini kaydederek, başta iş adamları olmak üzere Berlinli Türkleri başlattıkları bağış kampanyasına katılmaya çağırdı.
Berlin'de Türkçe'nin de yer aldığı çeşitli dillerde yayın yapan ''Radyo Multikulti'' adlı radyonun kapatılmasından sonra Tiyatrom'un da perdelerini indirmesine sessiz kalamayacaklarını ifade eden Aslan, ''Tiyatrom'u yaşatmak bizim için bir onur meselesi olmalıdır. Ele ele vererek topladığımız bağışlarla ilk önce Tiyatrom'un birikmiş kira borçlarını ödeyeceğiz'' dedi.
Aslan, Tiyatrom'u sanata gönül vermiş herkese açmak istediklerini sözlerine ekledi.

21 Nisan 2009 Salı

13. Afife Tiyatro Ödülleri sahiplerini buldu

Yapı Kredi Sigorta 13. Afife Tiyatro Ödülleri sahiplerini buldu.
Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı'nda düzenlenen ve sunuculuğunu Korhan Abay'ın yaptığı ödül töreni, piyanist ikizler Ferhan-Ferzan Önder'in dinletisiyle başladı. Törende, geçen yıl hayatını kaybeden tiyatro sanatçıları anısına sinevizyon gösterisi sunuldu.
Korhan Abay, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Genel Başkanı Türkan Saylan'ın hayatını Türkiye'deki öğrencilerin başarısına adadığını belirterek, ''Büyük hocanın aramızda olmasını çok isterdik. Ona saygılarımızı sunuyoruz'' dedi. Abay'ın bu sözleri salondan alkış aldı.
Törende, ''Muhsin Ertuğrul Özel Ödülü'' Mediha Gökçer'e, ''Nisa Serezli Aşkıner Özel Ödülü'' Hale Eren'e, ''Cevat Fehmi Başkut Özel Ödülü'' Berkun Oya'ya, ''Tiyatroda Yeni Kuşak Özel Ödülü'' ''Dotbilsarda-Vur/Yağmala/Yeniden Projesi''nin genç oyuncularına, ''Yapı Kredi Sigorta Özel Ödülü'' ise Dikmen Gürün'e verildi.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'nın ''Maskeliler'' adlı oyunu ''Yılın En Başarılı Prodüksiyonu'' seçildi.
''Yılın En Başarılı Yönetmeni'' ödülünü Tiyatro Pera'dan ''Rahat Yaşamaya Övgü (Brecht Kabare)'' adlı oyunla Nesrin Kazankaya alırken, ''Yılın En Başarılı Erkek Oyuncusu'' ödülüne ''Maskeliler'' adlı oyundaki performansıyla Mehmet Gürhan, ''Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu'' ödülüne Dot Tiyatro'nun ''Karatavuk'' adlı oyunundaki rolüyle Mine Tugay layık görüldü.
''Yardımcı Rolde Yılın En Başarılı Erkek Oyuncusu'' ödülünü ''Maskeliler'' adlı oyundaki rolüyle Serdar Orçin, ''Yardımcı Rolde Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu'' ödülünü de Tiyatro Krek'in sunduğu ''Bayrak'' adlı oyunda canlandırdığı karakterle Canan Ergüder kazandı.
''Yılın En Başarılı Müzikal ya da Komedi Erkek Oyuncusu'' ödülünü Levent Öktem (Rahat Yaşamaya Övgü), ''Yılın En Başarılı Müzikal ya da Komedi Kadın Oyuncusu'' ödülünü Günay Karacaoğlu (Basit Bir Ev Kazası/Aysa Prodüksiyon), ''Yardımcı Rolde Yılın En Başarılı Müzikal ya da Komedi Erkek Oyuncusu'' ödülünü Emre Karayel (Testosteron Oyun Atölyesi), ''Yardımcı Rolde Yılın En Başarılı Müzikal ya da Komedi Kadın Oyuncusu'' ödülünü Sevinç Erbulak (Tekrar Çal Sam/İstanbul Efendisi-İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları) aldı
''Yılın En Başarılı Sahne Tasarımcısı'' ödülü ''Maskeliler'' oyunu ile Duygu Sağıroğlu'na, ''Yılın En Başarılı Giysi Tasarımcısı'' ödülü İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'nın ''Leonce İle Lena'' adlı oyunu ile Nihal Kaplangı'ya, ''Yılın En Başarılı Sahne Müziği'' ödülü ''Leonce ile Lena'' adlı oyunla Selim Can Yalçın'a ve ''Yılın En Başarılı Işık Tasarımcısı'' ödülü ise ''İstanbul'da Bir Dava'', ''Sokrates'in Son Gecesi'', ''Rahat Yaşamaya Övgü'' adlı oyunlarla Yüksel Aymaz'a verildi.

20 Nisan 2009 Pazartesi

Bizim Tiyatro Barış Manço Kültür Merkezi’nde

Bizim Tiyatro F451 oyunu ile 26 Nisan Pazar Saat 15.30 Kadıköy Barış Manço Kültür Merkezi’nde (0216.418 95 49)
(Bradbury’nin Fahrenheit 451 romanından ve Truffaut’nun aynı adlı filminden yararlanarak)
Oyunlaştıran-Yöneten Zafer Diper/ Yönetmen Yardımcıları Aslı Nişancı - İzgen Diper / Işık-Müzik Süreyya Karaduman/ Film Gösterimi Özgür Sağlık / Sahne Uygulayımcısı Murat Kızılkaya
K i ş i l e r: Yüzbaşı Hüseyin Taş / Montag Zafer Diper / Clarisse Aslı Nişancı
Mildred Nazan Diper / Cervantes Özgür Sağlık

Oyun 2039 yılında geçmektedir.. Kitap kağıtlarının yanıp tutuştuğu ısı derecesidir Fahrenheit 451.. İtfaiyeciler yangın söndürmek yerine, yapılan ihbarlar doğrultusunda- kitapları yakmakla görevlidirler artık..İtfaiye örgütünün simgesi ise F451’dir. Ülkede çizgi roman, eski iyi itiraflar ve ticaret mecmuaları dışında kitap okumak, kitap bulundurmak yasak ve büyük bir suçtur.. Montag da işini seven bir itfaiyecidir ve kendisini, yaptığı işi hiçbir zaman sorgulamamıştır. Ta ki on sekiz yaşındaki genç kıza, Clarisse’e rastlayana dek. Yaşamındaki yanlışlar doğrularla yer değiştirmeye başlar o andan sonra.. Eşi Mildred’la iletişimsiz-kopuk birlikteliğinin ayrımına varır; toplumdaki çarpıklıkları derinden duyumsamaya ve onları düşünmeye başlar. Gizliden gizliye, ele geçtirdiği kitapları okumaktadır artık sürekli. Daha sonra da ihbar edilen kendisi olur ama.. Kitap insanlarının bulunduğu yere, ormana kaçar.. Orada herkes bir kitap ezberleyip bir diğerine aktarmaktadır…Kitap yakmalar tarihçesine de girerek, gelişen süreçte; sansüre, totaliter yönetimlere, kültür endüstrisine eleştirisel bir bakış açısı F451..

İnsan ne zaman insanlaştı? Dili olduğu zaman. Düşüncelerini dile getirdiği zaman. Dilin Yazıya dönüşümüyle de düşüncelerini somutlaştırdı. Kitap dilin uzantısıdır, insanın yazılı belleğidir Kitap olmazsa düşünce uçar gider. Bizim Tiyatro (Zafer Diper ve ekibi) çok değerli bir iş başarmışlar. Ortaya çok başarılı (kara mizah demeyeyim de) bir kara şölen çıkmış. Çok etkileyici, sürükleyici bir akıcılıkla izleyiciyi alıp götüren bu oyun, son yılların en çok izlenmeye layık seyirliklerinden biri. Sözümona 2039 yılında geçen oyun gerçekte günümüz dünyasının faşist düşünce yapılanmasını çok güzel ortaya koyuyor. Yaratıcı ve üretici insan düşüncesine karşı tutucu, kalıpçı ve yaratıyı yok edici düşünce biçimini bizlere “düşündüren, sorgulatan” repliklerle sergiliyor. Bizim Tiyatro’nun son oyunu F451, devlet kurumlarının da yönetimlerce nasıl faşist emeller aracı olarak kullanıldıklarının altını da ustaca çiziyor. Bir devlet kurumu olan ve görevi yangın söndürmek olan itfaiye, oyunda faşist yönetimin kitap yakma aracı durumuna gelmiştir ve kitapları toplayarak yakmaktadır. Simgesi de F451’dir. İtfaiyeci Montag da işini başarıyla yapan ve hiç sorgulamayan birisidir. Oyunda bu durum, Montag’ın Clarisse adında bir genç kızla rastlantısal olarak karşılaşmasıyla ansızın değişime uğrar. Clarisse, Montag’a “özgür” olmanın ne olduğunu gösterir. İstediği gibi düşünmektir özgür olmak..Montag, artık, gizliden gizliye- yakmayıp eve taşıdığı kitapları okumaya başlayacaktır. Bu gizlilik, tam anlamıyla “beyinsiz bir ev kadını” olan eşi Mildred’ın durumu anlayışına dek sürecektir. Ve Mildred sonunda kocasını yüzbaşıya ihbar edecektir. Oyunu yazan, aynı zamanda Montag rolünü üstlenen Zafer Diper yine harikalar yaratmış. Clarisse rolündeki Aslı Nişancı olağanüstü başarılı. İnsanın özgür düşüncesinin tatlı, mutluluk dolu abidesi sanki.. Ama benim favorim Nazan Diper.. Sözcüklere sığmayacak denli olağandışı bir oyunla izleyeni alıp götürüyor. Aptallığın akıl karşısındaki ironik ve bayağı yönünü öylesine sade ve ölçülü çizgiliyor ki onu izlerken kah gülüyor kah ağlamak istiyorsunuz. Oyundaki yüzbaşı rolüyle göz dolduran Hüseyin Taş’ı ve Cervantes- Özgür Sağlık’ı da ayrıca kutluyorum. F451, özellikle şu yaşadığımız hoşgörüsüz ve baskıcı dünyada yeniden ve yeniden izlenmesi gereken çok önemli bir oyun. İzleyiciyi uyaran oyunlarıyla dikkat çeken Bizim Tiyatro’yu yürekten kutluyor, görmeyenlere salık veriyorum. Düşünceyi Susturmak / Tansu Bele
www.bizimtiyatro.net

13 Nisan 2009 Pazartesi

“Fosforlu Cevriye” İstanbul’da

ANKARA Devlet Tiyatrosu tarafından sahnelenen ve kapalı gişe oynayan “Fosforlu Cevriye” müzikali, tek temsil için İstanbul’a geliyor.
Suat Derviş tarafından kaleme alınan, Gülriz Sururi’nin yönettiği oyun, 14 Nisan Salı akşamı Sabancı Üniversitesi Gösteri Merkezi’nde tiyatro severlerle buluşacak.
Besteleri Attila Özdemiroğlu’na ait oyunda, Fosforlu Cevriye rolünü Feray Darıcı üstleniyor. Kimi zaman güldüren kimi zaman hüzünlendiren oyun, 1930’lu yılların sonlarında, Fosforlu’nun mekânı Galata’da geçiyor. Hikâye karakol, mahkeme, hapishane, Barba’nın meyhanesi, eski kantocu yeni randevucu bilge Sümbül Dudu’nun evinde süre geliyor.

12 Nisan 2009 Pazar

Sinemada kendi özümüze döndük

Tiyatro ve sinema sanatçısı Zafer Algöz, Amerikan filmlerinin, gösterildiği ülkelerin sinema filmlerine karşı genelde ''ezici bir üstünlüğü'' olduğunu belirterek, ''Türkiye'de bu tersine döndü. Bizim insanlarımız, bizim hikayelerimize, bize yapılmış olan sinema filmlerine daha çok gitmeye başladı. Bu da ülkemiz adına çok güzel bir gelişme'' dedi.
A.R.O.G, Umut, Ağır Roman gibi çeşitli filmlerde ve birçok dizide rol alan Algöz, son yıllarda genç kuşaktan çok önemli senarist ve yönetmenlerin yetiştiğini söyledi.
Türk sinemasının son dönemlerde iki sıçrama yaptığını ifade eden Algöz, ''Bir tanesi, Yavuz Turgul'un Eşkıya filmiyle Türk sineması seyircisiyle barıştı. Onun öncesinde 70'li dönemlerin o kötü, ucuz pornografik ya da seks filmleri furyasıyla bizim seyircilerimiz sinema salonlarını boşaltmıştı. Ama Turgul'un, Eşkıyası'yla, o müthiş çıkışla, tekrar Türk sinemasına karşı bir talep başladı'' diye konuştu.
İkinci sıçrama noktasının ise Antalya Altın Portakal Film Festivali'nin, TÜRSAK Vakfı tarafından düzenlenmesi olduğuna dikkati çeken Algöz, vakfın son 4 yıldır festivali dünya çapında bir festival haline getirdiğini söyledi.
Algöz, gişe hasılatları açısından Amerikan filmlerinin Avrupa, Asya ve Afrika ülkeleri başta olmak üzere, gösterildiği ülkelerin sinema filmlerine karşı genelde ''ezici bir üstünlüğü'' olduğunu ifade eden Algöz, ''Ama Türkiye'de bu tersine döndü. Bizim insanlarımız, bizim hikayelerimize, bize yapılmış olan sinema filmlerine daha çok gitmeye başladı. Bu da ülkemiz adına çok güzel bir gelişme'' diye konuştu.
Son dönemdeki sinema filmlerinde işlenen konulara da değinen Algöz, şunları kaydetti:
''İçerik olarak kendi özümüze döndük. Çünkü Yeşilçam hikayeleri, çok uydurma hikayelerdi. Zengin kız, fakir oğlan ya da fakir kız, zengin oğlan... Aynı hikayeleri değişik değişik oyuncularla, sürekli ısıtarak, çok kısa zaman dilimi içinde yapılmış pek fazla sanatsal anlamda da değeri olmayan sinema filmleriydi. Ama son zamanda, Yavuz Turgul'un yapmış olduğu o ilk ataktan sonra, kendi özümüze, kendi hikayelerimize dönmeye başladık. Komedi olsun, dram olsun, hangi türde yapılmış olursa olsun bu filmlerimiz, yurt dışında çok büyük ilgiyle izleniyor. Ülkemizde de çok büyük ilgiyle izleniyor. Ben çok mutlu oluyorum.''

9 Nisan 2009 Perşembe

Üsküdar Tekel Sahnesi açılıyor!

İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun kendine ait ilk yerleşik tiyatrosu Üsküdar Tekel Sahnesi 10 Nisan 2009′da Deli Dumrul oyunu ile açılıyor.
10 Nisan 2009 Cuma günü (yarın) saat: 20.00′de düzenlenen törenle açılacak olan “Üsküdar Tekel Sahnesi”, Tekel Müzesi içerisinde yer alıyor.
Müzenin doğal yapısına zarar vermeden, aynı doku içerisinde bütünlüğü sağlanarak oluşturulan salonda; her türden tiyatro eseri ve özellikle deneysel tiyatro çalışmaları rahatlıkla yapılabilecek.
Günümüzün gerektirdiği elektronik ve teknik donanıma sahip tiyatronun açılışına katılacak misafirler için aynı gün saat: 19.30′da Beşiktaş Dentur Avrasya İskelesi’nden Üsküdar Sahnesi’ne vapur seferi de düzenlenecek.
Açılış Temsili: ” DELİ DUMRUL” ile !..
Güngör Dilmen’in yazdığı, Yücel Erten’in yönettiği, Trabzon Devlet Tiyatrosu’nun sahnelediği “DELİ DUMRUL” adlı oyun, açılış töreni sonrasında sanatseverlerle buluşacak.
Ukrayna-2008 Karadeniz Kulübü Üçüncü Tiyatro Festivali’nde “Son Üç Yılın En iyi Yapıtı” ödülünü kazanan “DELİ DUMRUL”un yönetmen yardımcılıklarını; Birtan Görgün ve Murat Gökçer yaptı. Dekor tasarımı Hakan Dündar’a, ışık tasarımı Yüksel Aymaz’a, müziği Babür Tongur’a, dansları Salima Sökmen’e ait olan oyunda; M. Fatih Dokgöz, Kadri Özcan, Şebnem Dokurel, Erşan Utku Ölmez, Fatih Topçuoğlu, Ufuk Şener, Başak Anat, Şevki Çepa, Birkan Görgün, M. Ceyhun Gen, Zeynep Ekin Öner, Aslı Artuk Şener, Elif Şeker Saka, Sinem Şahin rol alıyor.

2. Bin Nefes Bir Ses Uluslararası Türkçe Tiyatro Yapan Ülkeler Festivali

Zengin tarihi geçmişinin yanı sıra müziğin, bilginin, güzel sanatların da merkezi olan bu kentin artık bir de Festivali var. Bu yıl 2′ sini düzenlediğimiz “BİN NEFES BİR SES” Uluslararası Türkçe Tiyatro Yapan Ülkeler Festivali giderek daha da gelişip hem ülkemize, hem de Konya’ ya yaraşır bir görünüm kazandı.
Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü’nün büyük çabaları ve özverili çalışmasıyla hazırlanan bu festivalin ev sahipliğini Konya Devlet Tiyatrosu yapıyor.
Geçen yıl 6 ülkenin katıldığı festivale bu yıl 10 ülke katılıyor. 14-24 NİSAN 2009 tarihleri arasında gerçekleşecek olan festivalimize gelen konuklarımızı 10 gün boyunca kentimizde ağırlamanın gönenciyle mutluyuz.
Festivaller kente canlılık katar.
Biz Devlet Tiyatrosu olarak bu festivali yaptık, yapıyoruz ve yapmaya devam edeceğiz. Bu yılki Festivalde gelen konuklarımıza Poliklinik hizmetleri konusunda sponsor olan Akademi Hastanesi’ ne katkılarından dolayı teşekkür ederiz. Ama kentimizin, özelliklede kentte bulunan Uluslararası ilişkiler ve iletişim konusunda yabancısı olmadığını bildiğimiz Konyalı Sanayi ve Ticaret adamlarının da bundan sonra ki yıllarda bu Uluslararası Festivale, daha da önemlisi Konya’ ya, Konya’nın Kültür ve Sanat yaşamına sponsorluklar ile katkıda bulunacaklarını ümit etmek istiyorum.
Çünkü unutmasınlar ki bu şehrin artık FESTİVALİ var.
Bu arada şimdiden festival biletlerinin çoğunu tüketen Konya Seyircisine; festivallerine ve tiyatrolarına sahip çıktıkları, bizi tüm sezon boyunca yalnız bırakmadıkları için yürekten teşekkür ediyoruz ve diyoruz ki;
Bu Şehrin Seyircisi Var.
Teşekkürler Konya.

8 Nisan 2009 Çarşamba

Çeyrek asırlık şenlik

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın bu yıl 25.’sini düzenleyeceği “Çocuk Şenliği” gün sayıyor. “Değişim”... temasıyla yola çıkan şenlik, 13-23 Nisan tarihleri arasında yapılacak. Şenlik kapsamında, yurt içi ve dışından tiyatroların da katılımıyla kukla, illüzyon, çizgi roman, karikatür, hip-hop, pantomim, oyuncak tasarımı, drama, çizgi animasyon, müzik, resim ve dans gibi sanat faaliyetleri düzenlenecek.Etkinlikler Şehir Tiyatroları’nın Kadıköy Haldun Taner, Ümraniye, Kağıthane Sadabat ve Kağıthane Küçük Kemal Çocuk Tiyatro Sahnelerinde gerçekleştirilecek. Şenlik, 13 Nisan’da Kadıköy Meydanı’ndaki programla başlayacak. Sırbistan, Danimarka ve Türkiye ortak projesi “Mucize” isimli oyunun sahneleneceği şenlikte, Şehir Tiyatroları, kukla ve gölge oyunlarının da bulunduğu renkli bir programla çocukların karşısına çıkacak.

10 ülkeden 200 tiyatrocu konya`da buluşuyor

Konya Devlet Tiyatrosu tarafından bu yıl ikincisi gerçekleştirilecek olan `Bin Nefes Bir Ses` Tiyatro Festivaline 10 ülkeden 200`ü aşkın tiyatrocuyu Konya`da buluşturuyor.
Konya Devlet Tiyatrosu (KDT) Müdür Vekili Tomris Çetinel Çuhadaroğlu, birincisi geçen yıl gerçekleştirilen festivalin büyük beğeni topladığını söyledi. Festivalin gelenekselleştirilmesi için çalıştıklarını anlatan Müdür Vekili Çetinel, `Gerçekleştirilecek bu festival Konya`nın tanıtımı için büyük önem taşıyor. Çünkü Karamanoğlu Mehmet Bey bu bölgede Türkçe`yi resmi dil olarak ilan etti. Bu festival kapsamında da Türkçe konuşan ülkelerden tiyatro toplulukları gelerek oyunlarını sergileyecek. Toplam 10 ülkeden 200`ü aşkın tiyatrocunun katılacağı festivale geçen yıl 6 ülke katılmıştı. Bu yılki festivaldeki oyunların 3 tanesinin Selçuk Üniversitesi Dilek Sabancı Konservatuarı`nda, geri kalanı ise Konya Devlet Tiyatrosu sahnesinde sergilenecek.` dedi.
Festivalde oynanacak oyunların büyük çoğunluğunun biletlerinin tükendiğini açıklayan Tomris Çetinel Çuhadaroğlu, `Konya bu festivali sevdi. Belki sahneye çıkanın söylediklerini tam anlayamayacak ama sahnedekinin vücut dili tüm dünyada aynı mesajı verir. Festival 14 Nisan`da kortej yürüyüşü ile başlayacak.Tüm Konya halkını sahnelenecek oyunlara davet ediyorum.` diye konuştu.
Clicky Web Analytics