sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Mayıs 2009 Perşembe

Denizkabuğu bozkırda unutuldu mu?

İlk uzun metrajlı filmi 'Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak'la başta İstanbul Film Festivali olmak üzere pek çok uluslararası festivalden ödül alan Ahmet Uluçay'ın Aralık 2007'de 'motor' dediği ikinci filmi 'Bozkırda Deniz Kabuğu'nun çekimleri yılan hikâyesine döndü.
Kış sahneleri Mart 2008'de tamamlanan filmin, yaz ve bozkır bölümlerine, aradan bir yıldan fazla bir zaman geçmesine rağmen bir türlü başlanamadı. Projeye 225 bin TL destek vermeyi kararlaştıran Kültür ve Turizm Bakanlığı ise film belirtilen sürede tamamlanmadığı için ilk etapta verdiği 190 bin TL'nin iadesi için mahkemeye müracaat etti. Yapımcı şirketin Uluçay'ın sağlık sorunları sebebiyle kendisine İranlı bir yönetmeni yardımcı olarak vermeyi düşündüğü de ifade ediliyor. Filmin çekilemeyen sahneleri için Afyon'un Dinar ilçesi, Mardin ve Niğde'nin Bor ilçesinde mekân araştırması yapılmıştı. Yeterli büyüklükte bozkır bulmakta zorlanan ekip, şimdilik Mardin'e sıcak bakıyor.
Çekimlerin yapıldığı Kütahya'nın Tavşanlı ilçesine bağlı Tepecik köyü sakinleri, filmin bir an önce bitirilmesini isterken çekim sürecindeki belirsizliğin, hastalıkla mücadele eden ve "Film çekemezsem ölürüm" diyen Ahmet Uluçay'ı olumsuz yönde etkilediği konuşuluyor. Başlangıçta yönetmenin sağlık sorunları yüzünden çekimleri ağır ilerleyen filmin esas probleminin maddi sebepler olduğu, yapımcının yeni kaynak ve sponsor bulmak için çabaladığı, Tepecik kahvehanelerinde en çok konuşulan konular arasında. Bu arada komedyen Cem Yılmaz da yapımcıya ortaklık teklifinde bulunarak filmin tamamlanması için yardımda bulunabileceğini söylemiş.
Ahmet Uluçay'ın en büyük hayali olan 'Bozkırda Deniz Kabuğu'nun oyuncuları da yine Tepecik'ten seçilmiş. Çoban Yakup'u oynayan Serkan Özcan, Tavşanlı'da bir okulda çaycılık yapıyor. Ahmet Tepe, bilgeyi oynuyor. Emekli öğretmen Mehmet Gürleyen, bir öğretmeni canlandırıyor. Uluçay'ın, bozkırda dolaşırken bulduğu bir deniz kabuğundan esinlenerek senaryosunu yazdığı film, 60'lı yıllarda yoksul bir Anadolu köyünde geçiyor. Yakup'un köyün yakınından geçen trende gördüğü ve kendisine mendil veren bir kıza âşık oluşunun anlatıldığı filmde cinler, hayaletler, körler, sakatlar, deliler ve şizofrenler de yan hikaye olarak yer alıyor. Uluçay'ın 'Yalın ve güzel bir öykü. Görsel bir insanlık senfonisi.' dediği 'Bozkırda Deniz Kabuğu'nu, Tepecik köylüleri kadar, 'Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak' filminin tadı damağında kalan sinemaseverler de sabırsızlıkla bekliyor. Dileriz yapımcı elini çabuk tutar da 2009 başında gösterime gireceği duyurulan film, en azından bu yıl bitmeden beyazperdeye çıkma şansı bulur.

Uluçay'a belgesel sürprizi!
Sinemaya olan tutkusu üzerine yüzlerce yazı yazılan Ahmet Uluçay'ın 'Bozkırda Deniz Kabuğu' filmi bitmemişken, filmin yapımcısı Tayfun Delice'nin Uluçay belgeseli çekmek için girişimde bulunduğu ortaya çıktı. NTV haber sunucularından Banu Güven tarafından çekileceği söylenen belgeselin nasıl şekilleneceği netleşmedi. Aylar önce kendisiyle görüşüldüğünü doğrulayan Güven, "Böyle bir düşünce vardı. Daha sonra Tayfun Delice ile görüşemedik. Eğer çekilecekse yeniden görüşmemiz gerekecek." dedi. Uluçay'ın hayatını konu alan bir belgesel daha önce 'Asıl Çekemesem Ölürdüm' başlığıyla gösterilmişti.

6. İSTANBUL ANİMASYON FESTİVALİ YARIŞMASI

6. İstanbul Uluslararası Animasyon Festivali, 13-22 Kasım 2009 tarihleri arasında gerçekleştirilecektir.

Kimler Başvurabilir?
Yarışma herkese açıktır. Sadece 1 Ocak 2008'den sonra tamamlanmış filmler kabul edilecektir.

Kategoriler
IAF Büyük Ödülü: Hikayesi ve animasyon tekniğini en iyi harmanlayan kısa filmlerin seçileceği kategoridir.
Uzun Metraj: Süresi 40dk'dan fazla animasyon filmler.
Türk Kısa Filmi: Türkler tarafından üretilmiş animasyon kısa filmler.
Öğrenci Filmi: Öğrenciler tarafından üretilmiş animasyon kısa filmler.
İlk Film: İlk filmini yapan kişiler tarafından üretilmiş animasyon kısa filmler.
Müzik Klibi: Animasyon tekniklerinden birinin ya da bir kaçının kullanıldığı müzik klipleri.

Ödüller
Yakında açıklanacatır.

Takvim
Son başvuru tarihi: 4 Eylül 2009 Cuma18:00'e kadardır.
Kabul edilen filmlerin açıklanma tarihi: 28 Eylül Pazartesi'dir.
Başvuru tarihinden sonra tarafımıza ulaştırılan filmler kesinlikle kabul edilmeyecektir.

Başvuru
# Başvurular ücretsizdir.
# Başvuru formu tamamen doldurulmalı ve filmin yanında gönderilmelidir.
# Gönderilecek her bir film için ayrı ayrı başvuru formu doldurulmalıdır.
# Gönderim masrafları tamamen yarışmacıya aittir.
# Yarışmacılar istedikleri kadar çalışma ile katılabilirler. Her çalışma için ayrı başvuru yapılır.
# Çalışma DVD, miniDV,16mm veya 35mm formatlarından birinde teslim edilmek zorundadır. Eser büyük ekranlarda gösterilebileceği için yüksek kalitede sunulması şarttır.

Koşullar
# Yarışmaya katılacak çalışmanın, tamamen o kişi veya ekibin çalışması olması gerekmektedir. Aksi ispatlandığı takdirde, çalışma otomatik olarak diskalifiye edilecektir. Çalışmanın içerisinde kullanılan, başkalarına ait video, müzik veya grafik gibi unsurlar sahipleri itiraz etmediği sürece değerlendirmeye alınacaktır.
# Video, film veya fotoğraf gibi çekim malzemeleri kullanıp kullanmamak tamamen serbesttir.
# Her türlü görsel efekt ve animasyon tekniği serbesttir. Klasik 2D çizgi animasyon, bilgisayar destekli 3D animasyon, stop motion gibi her türlü animasyon tekniği ve/veya görsel malzemeye optik, kimyasal, fiziksel veya dijital müdahale ile yapılan her türlü görsel efekt tekniği kullanılabilir.
# Yarışmaya katılacak çalışmanın belli bir öykü anlatıp anlatmaması, karakterler ve diyaloglar içerip içermemesi ve kullanılan estetik dile ve üsluba dair her türlü tercih serbesttir.
# IAF yarışmaya katılacak bütün çalışmaların gösterim ve IAF'nin kendi basılı ve görsel duyurularında veya materyallerinde kullanma hakkına sahip olacaktır. Kesinlikle ticari amaç için kullanılmayacaktır.

Nasıl Kazanacaksınız?
# Çalışmanın kurallara uygunluğu gözden geçirilecek ve bir ön eleme yapılacaktır.
# Ön eleme sonuçları 28 Eylül Pazartesi günü açıklanacaktır.
# Çalışmalar jüri tarafından değerlendirilecek ancak ödül törenine kadar sonuçlar açıklanmayacaktır.
# Verilecek ödüller kategoriler bölümünde belirtilmiştir.
# Jüri herhangi bir dalda ödüle değer eser olmadığını düşünürse o dalda ödül vermeyebilir.
# Jüri eğer isterse bazı çalışmaları Jüri Özel Ödülüne layık görebilir.

Başvuru Adresi
Yetkili: Efe Efeoğlu
PK.179 Beyoğlu İstanbul

13 Mayıs 2009 Çarşamba

Bırakın eski filmler hayatı tatlandırsın

Altın Palmiye alan filmlerin en iyilerini seçen Telegraph gazetesi, birinciliği Fellini’nin La Dolce Vita’sına verdi. Siz Cannes’a gidemeyebilir ya da Trevi Çeşmesi’ne atlayamayabilirsiniz ama bir klasik için ekran karşısına geçerek hayatınızı tatlandırmanız pekâlâ mümkün

Sinema dünyasının nefesini tutarak beklediği Cannes Film Festivali, Peter Docter’in yönetmenliğindeki La-haut filmiyle bugün başlıyor. Bu yıl 62.si düzenlenen festival 24 mayısa kadar sürecek. Jüri başkanlığını Fransız oyuncu Isaballe Huppert’in yapacağı festivalin bu yılki jüri üyeleri arasında yönetmen Nuri Bilge Ceylan, İngiliz yazar Hanif Kureishi, oyuncu Shu Qi, Amerikalı yönetmen James Gray ve Koreli yönetmen Lee Chang-dong yer alıyor. Festivalde toplam 52 filmin gösterimi yapılacak, bunlardan 46 tanesi dünya prömiyeri Cannes Film Festivali’nde gerçekleşecek. 120 ülkeden bin 670 filmin katıldığı festivalde, filmler arasında yapılan eleme sonucunda bu sayı 52’ye indirildi.
Dünyanın en önemli film festivali olan ve dünyanın en iyilerinin birbiriyle yarıştığı Cannes Film Festivali’nde tüm bunların yanında, en merak edilen konu bu yıl Altın Palmiye’nin kime gideceği...
Altın Palmiye için yarışacak 20 filmin her biri birbirinden iddialı. Quentin Tarantino’dan Ken Loach’a, Michael Haneke’den Lars von Trier’e kadar, dünya sinemasının en başarılı yönetmenlerinin filmleri büyük ödül için yarışıyor. Telegraph gazetesi yazarları ise şimdiye kadar Altın Palmiye kazanan filmler arasından kendi ilk onunu seçti. İşte Telegraph gözünden 62 yıllık Cannes maratonunun gerçek şampiyonları:

1960 - Tatlı Hayat / La Dolce Vita (Federico Fellini)
Cannes’ın verdiği altıncı Altın Palmiye Fellini’nin efsanevi Tatlı Hayat filmine gitmişti. Dünya çapında başarı kazanan yapım, aynı zamanda üç Oscar’a da aday oldu.

1936 - Leopar / Il Gattopardo (Luchino Visconti)
Giuseppe Tomasi Di Lampedusa’nın klasik romanından uyarlanan film, Visconti’nin en pahalı, iddialı ve kimilerine göre en iyi filmi addediliyor.

1976 - Taksi Şoförü / Taxi Driver (Martin Scorsese)
Rakipleri Alice Artık Burada Yaşamıyor ve Komedi’nin Kralı gibi filmleri geride bırakıp ödülü kucaklayan Scorsese’nin Taxi Driver’ı, Travis Bickle karakteriyle de hafızalardan silinmiyor.

1984 - Paris, Texas (Wim Wenders)
1976’dan beri sekiz kere aday gösterilerek bir Cannes efsanesine dönüşen Wenders, Sam Shepard senaryosu, Harry Dean ve Nastassja Kinski gibi oyuncuların da katkılarıyla 1984 yılında ilk kez ödülü kucakladı.

1989 - Sex Ve Yalanlar / Sex, Lies and Videotape (Steven Soderbergh)
Soderbergh’in ödülü kazanması Amerikan bağımsız sinemasının dönüşü olarak addedildi. Soderbergh Altın Palmiye’yi kazanırken, James Spader da en iyi aktör dalında ödüle layık görüldü.

1993 - Piyano/ The Piano (Jane Campion) and Hoşça Kal Cariyem / Farewell My Concubine (Chen Kaige)
19. yüzyılda geçen bir aşk öyküsünü anlattığı filmiyle, Altın Palmiye’yi kucaklayan tek kadın yönetmen olan Campion, ödülünü Kaige’nin politik epiği Hoşça Kal Cariyem’le paylaştı.

1994 - Ucuz Roman / Pulp Fiction (Quentin Tarantino)
Kieslowski’nin Kırmızı’sını geride bırakarak, ödülü kazanan Tarantino Ucuz Roman’la tüm dünyada büyük yankı uyandırmış ve ününe ün katmıştı.

1996- Yatak Oyunları / Secrets & Lies (Mike Leigh)
1993 senesinde Çıplak’la En İyi Yönetmen dalında ödül kazanan Leigh, asıl başarısını Yatak Oyunları filmiyle gösterdi. Film aynı zamanda Brende Blethyn’e de En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazandırdı.

2004 - Fahrenheit 9/11 (Michael Moore)
1956 yapımı Since Le Monde Du Silence Back filminden sonra, belgesel dalında ödüle layık görülen ilk yapım olan Moore’un Bush yönetimden duyduğu sıkıntıyı konu alan Fahrenheit 9/11, hem festivallerde hem de gişelerde Moore’un yüzünü güldürdü.

2008 - Sınıf / Class (Laurent Cantet)
Yarışmada ödül kazanan filmler her daim tartışma konusu olsa da, Fransa’nın çürümeye yüz tutmuş eğitim sistemine dramatik bir dokunuşla yanıt veren Cantet’in bu yarı belgesel filmi herkesin beğenisini toplamayı başardı.

12 Mayıs 2009 Salı

Kadın Yönetmen Bargur'dan İki Belgesel

12. Uçan Süpürge Film Festivali, İki Filmiyle Festivale Katılan İsrailli Kadın Yönetmen Ayelet Bargur'u Konuk Etti. Genç Yönetmen Ayelet Bargur'un Festivalde İki Belgeseli Gösterildi.
12. Uçan Süpürge Film Festivali, iki filmiyle festivale katılan İsrailli Kadın Yönetmen Ayelet Bargur’u konuk etti. Genç yönetmen Ayelet Bargur’un festivalde iki belgeseli gösterildi.
’Ağustos Caddesi’ndeki Ev’ filminde yönetmen Berlin’de yaşamış olan kendi büyükbabasının halasını konu almış. 1930’larda yaşanan Yahudi soykırımı sırasında 100’den fazla çocuğu soykırımdan kurtaran Beate Berger’in azim ve sabırla örülmüş hikayesi belgeselin konusunu oluşturuyor. Dört yıllık bir çalışmanın ürünü olan belgesel 2007 yılında tamamlanmış. Filmin anlatıcıları o yıllarda 5-10 yaşlarındaki bakımevinde yetişen çocuklar. Belgeselin ana teması, şimdilerde 85-90 yaşına gelip sağ olanların anlattıkları... Son derece akıcı bir şekilde ele alınan belgesel, olayların yaşandığı mekanda çekilmiş.
Yönetmen’in ikinci filmi "Niyetlerin Ardında" ise, yakınlarını savaşta kaybeden İsrailli ve Filistinli ailelerin kurduğu Barış için Uzlaşma grubunu ve onların barışa yaklaşma niyetlerini anlatıyor.
Yönetmen Ayelet Bargur, 1969 yılında doğdu. 1996 yılında Tel Aviv’de 4 yıl süren film yönetmenliği eğitimi aldı. Şimdiye kadar 10 film çeken Bargur’un "A good place to be" adlı kısa filmi 1997 yılında Cannes Film Festivali’nde seçkiye girdi. Yönetmen her zaman kendi istediği, kurguladığı filmleri çekmekten hoşlandığını, sipariş film yapmadığını vurguluyor.

İmkansızlıklarla çekilen film Cannes'da

Dünyanın en önemli film festivalleri arasında yer alan ve milyon dolarlık bütçeli filmlerin yarıştığı Cannes Film Festivali'nde bu yıl, bir Türk öğrencinin çektiği ''Bir Kaplumbağa ile Tavşanın Hikayesi'' adlı kısa film de gösterime sunulacak.
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema-Tv Bölümü 4. sınıf öğrencisi Abdulbaki Yavuz'un, senaryosunu yazıp, yönettiği kısa metrajlı film, yarın başlayacak olan Cannes Film Festivali'nin ''Short Film Corner'' bölümünde izlettirilecek.
Film, ayrıca yapımcılar ve kısa film koleksiyoncuları için festival tarafından satışa çıkarılacak.
Yavuz, filmde, masallarda anlatılan kaplumbağa ve tavşan arasındaki yarışı kaplumbağanın gözünden hayata uyarlayıp, daha modern şekilde anlatmaya çalıştığını söyledi.

4 BİN TL'LİK BÜTÇE...
Modern yaşam ile doğal yaşamın meteforik olarak karşılaştırıldığı filminin Cannes haricinde, yurt içi ve yurt dışında birçok festivale kabul edildiğini belirten Yavuz, ''Geçen yaz Çanakkale ve İstanbul'da, büyük maddi zorluklarla çekilen filmin en önemli özelliği, imkansızlıkların sadece kamera arkasında kalmasıdır. Filmi izlediğimizde büyük bütçelerle çekilmiş bir film zannediyoruz. Bunun nedeni ise çalışan insanların özverisidir. Filmde emeği geçen Müşfik Kenter, Sait Genay, Emre Şan ve Mert Oktan'a çok teşekkür ediyorum'' diye konuştu.
Abdulbaki Yavuz, filmini büyük zorluklar içinde yaklaşık 4 bin TL'lik bir bütçeyle çektiğini, ekonomik krizin henüz öğrenci olması nedeniyle kendisini çok daha fazla etkilediğini ifade ederek, projeleri için destek aradığını kaydetti.

Banderas özel dedektif oluyor

İspanyol oyuncu Antonio Banderas, yeni filmi ''The Big Bang''de kayıp striptiz yıldızının izini süren bir özel dedektifi canlandıracak.
Variety dergisindeki haberde, Tony Krantz'ın polisiye filminin çekimlerinin Eylül ayında başlayacağı belirtildi.
Antonio Banderas, bu yılın Oscar ödüllerinin süpüren ''Slumdog Millionaire'' filminin Hintli başrol oyuncusu Freida Pinto ile birlikte oynadığı, Woody Allen'ın yönettiği filmin çekimlerini yeni tamamladı.
Bu filmin ismi ise henüz sinemaseverlere açıklanmadı.

Soderbergh filminde bir porno yıldızı

Soderbergh Sex, Lies and Videotape'ten 20 yıl sonra 'The Girlfriend Experience' ('Kız arkadaş Deneyimi') ile bir kez daha seks ve yakınlık mevzularına eğiliyor
Soderbergh’in aşk, yakınlık ve seksin arasındaki mesafe ve insanların bu mesafeyi örtbas etmek için söylemek zorunda kaldığı yalanları anlatan ‘Sex, Lies and Videotape’ten 20 yıl sonra ‘The Girlfriend Experience’ (‘Kız arkadaş Deneyimi’) ile bir kez daha seks ve yakınlık mevzularına eğiliyor.
Yalnızca 1.7 milyon dolar’a mal olan ve 16 günde çekilen filmin en büyük ‘olayı’ ise filmde bir eskort kızı canlandıran, başrol oyuncusu Sasha Grey. Kendisine bakılırsa 21 yaşında, dünyanın en ünlü porno yıldızı, bir entelektüel, fotoğrafçı, müzisyen ve kim bilir daha neler neler... Soderbergh, Grey’i seçiş sebebini ise “Aynı canlandırdığı karakter gibi Sasha da seks ve seks fantezileri satarak hayatını kazanıyor, hem de oldukça iyi bir hayat,” diye açıklıyor.

Antonioni ve Baudrillard hayranı
Grey bu ‘erişkin eğlencesi’ dünyasına 18 yaşında adım atmış ve 150 porno filmde oynamış. Onu bu kadar ünlü yapan ise elbette ki sıradan porno filmler değil. “Her türlü cinsel sapkınlığa açım” diye konuşan bir ‘yıldız’ Sasha Grey. Ancak bir seks sembolü olarak sefalet içinde ölmemekte kararlı. Onu Lee ‘Scratch’ Perry’nin reggae parçası için Moby’yle beraber vokal yaparken ya da American Apparel’in mankeni olarak görebiliyorsunuz. Myspace sayfasında sevdiği yönetmenler arasında Antonioni, Bertolucci, Lars Von Trier, yazarlar arasında Burroughs, Yeats, Baudrillard ve Nietzsche’yi görmek mümkün.
“Entelektüel duruşu olan bir seks sembolü olarak kötüleniyorum ama bunu dert etmiyorum. Kurbanlaştırılmış porno yıldızları ve kadınların zamanı geçiyor. Ben yeni nesli temsil ediyorum,” diyen Grey, kadınların özgürlüğüne hizmet ettiğini savunuyor.
‘The Girlfriend Experience’ bu yıl Sundance’te gösterildikten sonra artık en havalı film festivali olarak bilinen Tribeca’da da izleyici karşısına çıktı ve gayet beğenildi.

11 Mayıs 2009 Pazartesi

“Bizim Büyük Çaresizliğimiz” Cannes yolcusu!

Seyfi Teoman’ın yeni filmi “Bizim Büyük Çaresizliğimiz” Cannes Film Festivali’nin Atölyesi’ne seçildi
Seyfi Teoman’ın ikinci, Bulut Film’in üçüncü uzun metrajlı filmi Bizim Büyük Çaresizliğimiz 13 - 24 Mayıs tarihleri arasında düzenlenecek 62. Cannes Film Festivali’nin yapım aşamasındaki projelerin katıldığı, ortak yapım platformu Atölye’ye (L’Atelier) seçildi. Barış Bıçakçı’nın aynı adlı romanından uyarlanan ve çekimlerinin Eylül sonunda başlaması plânlanan filmin yapımcılığını Türkiye’den Bulut Film, Almanya’dan Una Film ve Hollanda’dan Circe Films üstleniyor.

Çekilirken öldüğü filmin ilk görüntüleri

Heath Ledger'ın son filmi 'The Imaginarium of Doctor Parnassus'tan ilk görüntüler İngiliz basınına sızdı.
Geçtiğimiz yıl ocak ayında aşırı dozda ilaç aldığı için hayatını kaybeden ünlü aktör Heath Ledger'ın son filmi 'The Imaginarium of Doctor Parnassus'tan ilk görüntüler İngiliz basınına sızdı.
Filmin çekimlerini tamamlayamayan ünlü aktörün çektiği ilk sahnelerin fotoğrafları The Sun gazetesinde yer aldı. Yönetmenliğini Terry Gilliam'ın yaptığı film, Ledger'ın yerine geçecek yeni bir aktörle tamamlanacak ve bu yıl bitmeden İngiltere'de vizyonda olacak.
Ledger'ın yerine geçmesi için Johnny Depp, Jude Law ve Colin Farrell gibi isimlerin adı geçiyor.

"Altın Koza"da geri sayım başladı

Adana Büyükşehir Belediyesi tarafından her yıl düzenlenen Altın Koza Film Festivali’nin on altıncısı bu yıl 08 – 14 Haziran tarihleri arasında gerçekleştiriliyor. 1969 yılından bu yana çeşitli aralıklarla gerçekleştirilen festival, bu yıl 40. yaşını kutluyor. Altın Koza Film Festivali Komitesi tarafından yapılan açıklamaya göre, Adana Büyükşehir Belediyesi tarafından her yıl düzenlenen Altın Koza Film Festivali’nin on altıncısı bu yıl 08 – 14 Haziran tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Festivalde her yıl olduğu gibi bu yıl da ulusal ve uluslararası yarışmalar ile gösterim bölümü izleyicilerle buluşacak. Festival, Dünya ve Akdeniz sinemasının seçkin örnekleri, dünyada ve Türkiye’de üretilmiş kısa filmler ve belgesellerle izleyicilere bir sinema şöleni yaşatacak.

FİLMLER ÜÇ ALANDA YARIŞACAK
Festivalin yarışma bölümü; Ulusal Uzun Metrajlı Film Yarışması, Öğrenci Filmleri Yarışması ve Uluslararası Akdeniz Ülkeleri Kısa Film Yarışması’ndan oluşuyor. Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda Türkiye’de son bir yıl içinde üretilen uzun metrajlı filmler yarışacak. Öğrenci Filmleri Yarışması’nda ise, Güzel Sanatlar ve İletişim Fakülteleri’nde öğrenim gören öğrencilerin ürettiği kısa filmler jüri karşısına çıkacak.
Festival kapsamında Türk sinemasına emek vermiş önemli isimlere de özel bölümlerle yer veriliyor. Bunlardan ilki ‘Türk Sineması’nda Bir Usta Oyuncu’ bölümü olacak. Bu bölümde sanatçının sanat yaşamını anlatan bir de kitap yayınlanıyor. Ayrıca sanatçının filmlerinden oluşan bir seçki de sinemaseverlerle yeniden buluşturuluyor. Onur Ödülleri bölümün de ise Türk Sineması’na oyuncu ve yönetmen olarak damgasını vurmuş önemli isimlere düzenlenen özel bir geceyle ödülleri veriliyor. Gecenin devamın da ise yine söz konusu isimlerin filmlerinden oluşan özel kesitler seyircilere aktarılıyor.
Festivalin ‘gösterim’ bölümünde ise Dünya ve Akdeniz Sineması’nın seçkin ve ödüllü uzun metraj filmleri, dünyada ve ülkemizde üretilen kısa filmler ve belgeseller sinemaseverlerle buluşuyor. Festivalde ayrıca çeşitli atölye çalışmaları, sergiler ve özel etkinlikler de sanatseverlere sunulacak. Birincisi bundan 40 yıl önce 1969 yılında ‘Altın Koza Film Şenliği’ adıyla gerçekleştirilen Altın Koza Film Festivali, o tarihten bu yana her yıl zenginleşen içeriği ile Türkiye’de en önemli kültür – sanat etkinliklerinden biri haline geldi. 1969 yılından bu yana çeşitli aralıklarla gerçekleştirilen festival, bu yıl 40. yaşını kutluyor.

10 Mayıs 2009 Pazar

"İstanbul Belgesel Günleri" başlıyor

''Documentarıst/İstanbul Belgesel Günleri'', 2-7 Haziran tarihleri arasında pek çok ödüllü filmi İstanbullu seyirciyle buluşturacak.
Avrasya Sanat Kolektifi tarafından ilk kez geçen yıl düzenlenen İstanbul Belgesel Günleri'nin gösterimleri, Goethe-Institut İstanbul, Fransız Kültür Merkezi, Hollanda Konsolosluğu-Union Church of İstanbul ve Pera Müzesi Sineması'nda gerçekleştirilecek.
Son bir yılda dünya festivallerinde büyük başarı elde eden filmleri ve pek çok belgesel yönetmenini İstanbul'da buluşturmaya hazırlanan etkinlikteki filmler, talep üzerine bu yıl başka kentleri de dolaşacak.
Bu yılki odak noktasını Finlandiya ve Kuzey Avrupa ülkelerinin oluşturacağı etkinlik programında, belgesel alanında harikalar yaratan Fin sinemasının en başarılı örneklerinden geniş bir seçki yer alacak.
Seçkide son dönem örneklerinin yanı sıra ülke sinemasının yakın tarihinden ''Melankoli'nin Üç Odası'', ''Zarif Kıvrımlar'', ''Devrim'' gibi klasikleşmiş yapıtlar da gösterilecek.Avrasya Sanat Kolektifi tarafından ilk kez geçen yıl düzenlenen İstanbul Belgesel Günleri'nin gösterimleri, Goethe-Institut İstanbul, Fransız Kültür Merkezi, Hollanda Konsolosluğu-Union Church of İstanbul ve Pera Müzesi Sineması'nda gerçekleştirilecek.
Son bir yılda dünya festivallerinde büyük başarı elde eden filmleri ve pek çok belgesel yönetmenini İstanbul'da buluşturmaya hazırlanan etkinlikteki filmler, talep üzerine bu yıl başka kentleri de dolaşacak.
Bu yılki odak noktasını Finlandiya ve Kuzey Avrupa ülkelerinin oluşturacağı etkinlik programında, belgesel alanında harikalar yaratan Fin sinemasının en başarılı örneklerinden geniş bir seçki yer alacak.
Seçkide son dönem örneklerinin yanı sıra ülke sinemasının yakın tarihinden ''Melankoli'nin Üç Odası'', ''Zarif Kıvrımlar'', ''Devrim'' gibi klasikleşmiş yapıtlar da gösterilecek.

7 Mayıs 2009 Perşembe

“Pembe İnek”e 4 Ödül Daha

Yurtiçi ve yurtdışında birçok festivale katılıp ödüller kazanan, Onur Gürsoy’un yazıp yönettiği kısa film Pembe İnek, İnönü Üniversitesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi’nin düzenlediği kısa film yarışmalarında toplam dört ödül daha kazandı. Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürlüğü tarafından desteklenen kısa filmin başrollerinde Aykut Oray, Barış Yener ve Hilmi Özçelik yer alıyor.

''Adab-ı Muaşeret'' vizyona hazır

Yönetmen Emre Akay imzası taşıyan ''Adab-ı Muaşeret'', 15 Mayıs'ta seyirciyle buluşacak.
Alınan bilgiye göre, yönetmenliğini Emre Akay'ın yaptığı, senaryosunu Eser Yazıcı'nın kaleme aldığı filmde, Hasibe Eren, Salih Kalyon, Yıldız Asyalı ve Tarık Ündüz rol aldı.

Filmin konusu özetle şöyle:
''Aykut (Tarık Ündüz), otoriter bir babanın oğlu olarak hayatın sundukları ve istekleri arasında denge kurmaya çalışan bir çocuktur. Aykut, annesini kaybetmesinin ardından matematik öğretmeni babası Nurettin beyin (Salih Kalyon) üstüne daha da fazla düşmesiyle, iyice bunalmıştır. Bunun üstüne bir de okul değiştirme, işleri daha da zorlaştırmıştır.
Ne var ki bu sefer yapacakları okul ve şehir değişikliği, Aykut'un hayatında bambaşka bir kapı aralayacaktır. Ara tatilde konakladıkları otelde kısa bir an gördüğü fakat aklından ve rüyalarından çıkaramadığı güzeller güzeli kızla yolları, babasının ve kendisinin yeni okulu 29 Şubat Lisesi'nde kesişecektir. Zeynep (Yıldız Asyalı), beş kızdan oluşan 'Adab-ı Muaşeret' adlı kızlar çetesinin lideridir.
Birbirine ve kurallarına sımsıkı bağlı olan bu çete, okuldaki tüm öğrencileri himayesi altına almış, neredeyse tüm hocaları kendi yöntemleriyle dize getirmiştir.''

6 Mayıs 2009 Çarşamba

"James Bond"un güzel yıldızına teklif

Yönetmenliğini Ali Vatansever'in yaptığı ''El Yazısı'' adlı filmde rol alması için ''James Bond'' filminin güzel yıldızı Fransız oyuncu Eva Green'e teklif götürüldü.
Alınan bilgiye göre, 45. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde ''Senaryo Geliştirme Ödülü'' alan ''El Yazısı'' adlı filminin senaryosunu da Ali Vatansever yazdı.
Çekimleri yaz aylarında Bolu'da gerçekleşecek filmde rol alması için aktris Eva Green'e teklif sunuldu.
Filmin yapımcıları, ''senaryonun Eva Green'e ulaştırılmadan önce oyuncunun Londra'daki ajasına gönderildiğini, burada okunup çok beğenilmesinin ardından Eva Green'e bizzat iletildiğini'' belirtti.
Son olarak Oscar Ödüllü yapım ''Altın Pusula''da rol alan Green, başrollerinde Saadet Işıl Aksoy ve Mehmet Ali Nuroğlu'nun yer aldığı filmde teklifi kabul ederse, yolu bir Türk kasabasına düşen maceraperest bir turisti canlandıracak.

4 Mayıs 2009 Pazartesi

Uçan Süpürge Film Festivali başlıyor

Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali, 7 Mayıs'ta başlıyor. 7-14 Mayıs tarihleri arasında yapılacak festivalin teması "80'ler" olacak. Kültür Bakanlığı ve Başbakanlık Tanıtma Fonu'nun katkılarıyla bu yıl 12'ncisi düzenlenen festival, 14 Mayıs'a kadar sürecek.
Bu yıl, Almanya'dan İsveç'e, Hong Kong'dan Hindistan'a, 26 ülkeden 81 yönetmenin toplam 90 filminin sinemaseverlerle buluşacağı festivalde, tema "80'ler" olacak.
Film gösterimlerinden söyleşilere, 12 Eylül temalı mektup sergisinden partilere 80'ler ruhu, festivalde anlatılacak.
Festival kapsamında, "80'ler Türkiye Sineması"nda, dönemin sosyal, kültürel ve politik hayatını yansıtan 5 film gösterilecek.
"80'ler Dünya Sineması"nda ise "Resmi Tarih" ve "Bağdat Kafe" sinemaseverlerle buluşacak.Filmlerin ortak özelliği "Yabancı Dilde En İyi Film" dalında Oscar almış olmaları...
Kızılırmak Sineması ve Ankara Alman Kültür Merkezi festivalin gösterim mekanları olacak.
Festival ayrıca Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi, Bilkent Üniversitesi ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) kampüslerinde üniversitelilerle buluşacak.

3 Mayıs 2009 Pazar

Gölge Dergi 20. sayısıyla huzurlarınızda. Bu sayıda Gökcan Şahin'den "Kalem Kılıçtan Keskindir", Sadık Yemni'den "Birinci Reklamkeş Cinayeti", Mustafa Emre Özgen'den "Takım Elbiseli Adam II", Serdar Kökçeoğlu'dan "Ekstra İnce, Ekstra Hassas" ve Oğuz Özteker'den "Kadın Telefon Etmezse" öyküleri yer alıyor.

Mustafa Göçer'in 3M+T'nin ikinci bölümü ile Onur Diler'den Düş Kapanı çizgi romanları da yine bu sayımızda.

Masis Üşenmez bizi SkyNET'le bağlantıya geçirip Terminatör'ün bahsini "Terminatör Will Be Back!" yazısıyla açarken, İlker Altın pop sürrealizmin kimliğini "Lowbrow Art" ile ortaya koyuyor. Barış Saydam ise soyulmanın hazzını "The Pleasure of Being Robbed" yazısında inceliyor. Hasan Nadir Derin tüm karizmasına karşın Wolverine'in aslında bir müzikal oyuncusu olduğunu "Müzikallerden Hollywood Yıldızlığına" adlı Hugh Jackman yazısıyla gösteriyor.

Yazar Erol Çelik'i "Her İnsanın Karanlık Bir Dünyası Vardır..." yazısıyla kendi kaleminden okuyoruz. Ayrıca Bihter Küçük "Kozanın Tereddütü" adlı kitabı inceliyor. Ankara'nın festival günlüğünü Hasan Nadir Derin "Başkentte Sinema Dolu Bir Ay" yazısıyla sizler için tutuyor.
Gölge e-Dergi 20. sayıyı PDF olarak okumak isterseniz buradan indirebilirsiniz.
Gölge e-Dergi 20. sayıyı flash olarak okumak isterseniz buradan indirebilirsiniz.

19 Nisan 2009 Pazar

Hollywood'da oyuncularla yapımcılar anlaştı

Hollywood oyuncularıyla yapımcılar, 9 aylık çıkmazı aştı ve geçici de olsa bir anlaşmaya vardı. Oyuncuların bağlı bulunduğu sendika Screen Actors Guild (SAG) ile yapımcıların bağlı bulunduğu sinema ve televizyon yapımcıları ittifakı (AMPTP) tarafından yapılan ortak açıklamada, geçici bir anlaşmaya varıldığı belirtildi.
ABD'deki sinema ve televizyon oyuncularının çalışma koşullarını belirleyen sözleşmenin geçerliliği 30 Haziran 2008 tarihinde sona ermişti. Yeni bir sözleşme yapılamadığından oyuncular 9 aydır bir önceki metinde yer alan koşullarda çalışmaya devam etmişti.
AMPTP ve SAG'ın ortak açıklamasında, tarafların geçici kolektif bir anlaşma konusunda uzlaşmaya vardığının dışında ayrıntı yer almadı.

18 Nisan 2009 Cumartesi

Altın Laleler sahiplerini buldu

Altın Lale Uluslararası Yarışma Ödülü Pablo Larraín’in yönettiği 'Tony Monero' adlı filme verilirken, ulusal yarışmada ise ödülü Aslı Özge’nin yönettiği 'Köprüdekiler' filmi aldı.
AKBANK sponsorluğunda düzenlenen 28. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nin Altın Lale ödülleri 18 Nisan Cumartesi gecesi Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’ndaki Kapanış Galası ve Ödül Töreni’nde sahiplerini buldu.
ALTIN LALE ULUSLARARASI YARIŞMA
Ödül "Baskıcı bir siyasal rejim altında yaşamın gayet özgün bir manzarasını çizdiği; şaşırtıcı ve çarpıcı, eğlenceli ve dokunaklı olduğu için" Pablo Larraín’in yönettiği “TONY MANERO” adlı filme;
JÜRİ ÖZEL ÖDÜLÜ’nü, "alışılmadık öyküsü ve kara, kapkara mizah anlayışıyla başından sonuna kadar insanı güldüren o ender filmlerden olduğu için" Ian Fitzgibbon’ın yönettiği "A FILM WITH ME IN IT / BU FİLMDE BEN VARIM" adlı filme verildi.
ALTIN LALE ULUSAL YARIŞMA
ALTIN LALE EN İYİ FİLM Ödülü Aslı Özge’nin yönettiği "KÖPRÜDEKİLER" filmine,
EN İYİ YÖNETMEN Ödülü’nü "Uzak İhtimal" filmiyle MAHMUT FAZIL COŞKUN’a verildi.
Kültür ve Turizm Bakanlığı, bu filmlerin yönetmenlerine 50.000’er TL para ödülü verecektir.
EN İYİ KADIN OYUNCU Ödülü, "Pandora’nın Kutusu" filmindeki rolüyle DERYA ALABORA’ya,
EN İYİ ERKEK OYUNCU Ödülü, "Uzak İhtimal" filmindeki rolüyle NADİR SARIBACAK’a verildi.
Kültür ve Turizm Bakanlığı, kazananlara 10.000’er TL para ödülü verecektir.
EN İYİ SENARYO Ödülü, "Uzak İhtimal" filmi ile TARIK TUFAN, GÖRKEM YELTAN, BEKTAŞ TOPALOĞLU’na,
EN İYİ GÖRÜNTÜ YÖNETMENİ Ödülü, "Süt" filmiyle ÖZGÜR EKEN’e,
EN İYİ MÜZİK Ödülü, "Ali’nin Sekiz Günü" filmiyle NAİL YURTSEVER’e,
JÜRİ ÖZEL Ödülü, Pelin Esmer’in yönettiği "11’E 10 KALA" filmine verildi.
AVRUPA KONSEYİ SİNEMA ÖDÜLÜ "FACE"
"Sinemada İnsan Hakları" bölümünde gösterilen filmlerin değerlendirilmesi sonucu; FACE Ödülü’nü, "bugünün gelişen dünyasında yerli halklara ve azınlıklara saygı göstermenin önemli olduğu mesajını veren filmde, değişen bir toplumun çektiği güçlükleri iyi kurgulanmış bir öykü aracılığı ile anlattığı" için Marco Bechis’in yönettiği "BIRDWATCHERS / KIRMIZI ADAMLARIN TOPRAĞI" adlı filme verildi. "Bu yapıt diğer sinemacıları da özgün ve yaratıcı öyküler aracılığı ile insan haklarını ele almaya heveslendirecektir" denildi.
Jüri ayrıca, "Dinsel hoşgörüsüzlük ve mezhepler arası çatışma gibi hassas konuları cesaretle ele aldığı, korkunç sonuçları gösterirken, insanların seçimler yapabileceğini ortaya koyan bir umut mesajı ilettiği” için Nandita Das’ın yönettiği "FIRAAQ" adlı filme JÜRİ ÖZEL Ödülü vermeye karar verdi.
ULUSLARARASI FİLM ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ ÖDÜLÜ
Uluslararası Yarışma’da FIPRESCI Ödülü Semih Kaplanoğlu’nun yönettiği "SÜT" filmine; Ulusal Yarışma’da FIPRESCI Ödülü’nü Onat Kutlar anısına, Reha Erdem’in yönettiği "HAYAT VAR" filmine verildi. ONAT KUTLAR anısına verilen bu ödülün sahibine bir sonraki filminde kullanılmak üzere, EFES PİLSEN tarafından 30.000 USD tutarında para ödülü verildi.
Açıklamada, “Ödüle layık görülen her iki film de baktıkları dünyanın deneyimlerini ele alırken ayaklarını sağlam bir şekilde yere basıyor, ancak gerçekliğin dönüştürülebileceğini ve arzularla ütopyalar diyarının sınırlarını ihlal edebileceğini de itiraf ediyorlar. Her iki yarışmada gördüğümüz tüm filmler arasında Semih Kaplanoğlu’nun SÜT ve Reha Erdem’in HAYAT VAR adlı filmleri, Yeni Türk Sineması’nın uzak ara en iyi temsilcilerinden olmakla birlikte benmerkezcil ya da tutsak bir sinemayı temsil etmiyor, evrensel sinema estetiğinin sınırlarını genişletirken insan yaşamının en temel sorularına ışık tutuyorlar” denildi.

RADİKAL HALK ÖDÜLÜ
Festival izleyicilerinin oylarına dayanılarak verilen Radikal Halk Ödülü; Uluslararası Yarışma’da Semih Kaplanoğlu’nun yönettiği "SÜT", Ulusal Yarışma’da Aydın Bulut’un yönettiği "BAŞKA SEMTİN ÇOCUKLARI"na verildi.
KÖPRÜDE BULUŞMALAR - UZUN METRAJLI FİLM...
Uzun Metrajlı Film Projesi Geliştirme Atölyesi Ödülü Hüseyin Karabey’in "SESİME GEL!" adlı projesine verildi. Kültür ve Turizm Bakanlığı, seçilen projenin sahibine 10.000 USD değerindeki geliştirme desteği verdi.
19 Nisan Pazar günü, Beyoğlu Sineması’nda 13.30 seansında Altın Lale Ulusal Yarışma Ödülü’ne layık görülen "Köprüdekiler"; 21.30 seansında ise Altın Lale Uluslararası Yarışma Ödülü’nü kazanan "Tony Manero" adlı film gösterilecek.

“İsimsiz Kahramanlar” Cannes Film Festivali’nde yarışacak

Quentin Tarantino’nun Türkiye sinemalarında 21 Ağustos 2009′da gösterilmeye başlanacak filmi Mayıs ayında gerçekleştirilecek festivalin yarışmalı bölümüne katılacak.
Quentin Tarantino’nun destansı filmi “İsimsiz Kahramanlar-Inglorious Basterds”, Fransız Riviera’sının yolunu tutmaya hazırlanıyor.
Konusu Nazi işgali altındaki Fransa’da geçen ve başrolünü Brad Pitt’in oynadığı film, Cannes Film Festivali’nde yarışması için davet aldı. Fransa’da düzenlenen film festivalinin gözde isimlerinden olan Tarantino’nun bu teklifi kabul ettiği ve Weinstein Co. ile Universal Pictures yetkililerine Mayıs ayındaki dünya prömiyeri için filmin hazır olacağını söylediği bildiriliyor.
Nazilere karşı mücadele eden bir grup Amerikalı ve Yahudi askerin öyküsünü anlatan film, Kuzey Amerika ve Türkiye sinemalarında 21 Ağustos’ta gösterime girecek.
Tarantino, 1994 yılında “Pulp Fiction” ile Cannes Festivali’nde Altın Palmiye ödülü kazandıktan sonra Hollywood’un en çok talep gören yönetmenlerinden birisi olmuştu.
“Pulp Fiction”un başarısından 10 yıl sonra Tarantino 2004′te festival jürisi başkanlığını yaptı. O yıl imzasını attığı “Kill Bill” adlı filmi yarışmaya katılmadı ama festivalin final gecesinde 3 saatlik versiyonuyla izleyici karşısına çıktı. Ayrıca “Death Proof”, 2007 yılında yarışmaya katılırken Tarantino’nun kariyerindeki ilk filmi “Reservoir Dogs” ta 1992 yılında yarışma dışı gösterildi.
Bu yılki Cannes Film Festivali 13 - 24 Mayıs tarihleri arasında gerçekleşecek.

TARANTINO’NUN “İSİMSİZ KAHRAMANLAR-INGLORIOUS BASTERDS”İ…
Çekimleri Almanya’da yapılan “İsimsiz Kahramanlar-Inglorious Basterds”in oyuncu kadrosunda Brad Pitt, Diane Kruger, Melanie Laurent, Eli Roth, Samm Levine, Daniel Brühl, Christoph Waltz’ın başını çektiği isimler yer alıyor.
“İsimsiz Kahramanlar-Inglorious Basterds”in bir başka özelliği de, Tarantino’nun Oscar adayı kurgucu Sally Menke, Oscar ödüllü görüntü yönetmeni Bob Richardson ve prodüksiyon tasarımcısı David Wasco ile yeniden işbirliği yapmış olması… Bu filmde Tarantino’nun ekibine ilk kez katılan yeni isim ise, Oscar adayı kostüm tasarımcısı Anna Sheppard oldu.
Filmin konusu kısaca şöyle:
Alman işgali altındaki Fransa’da Shosanna Dreyfus (Melanie Laurent), ailesinin Nazi albayı Hans Landa (Christoph Waltz) tarafından katledilmesine tanık olur. Katliamdan kılpayı kurtulan Shosanna, Paris’e giderek yeni bir kimlik edinir ve sinem salonu sahibi ve işletmecisi olarak yeni bir hayata başlar.
Öte yandan Teğmen Aldo Raine’in (Brad Pitt) önderliğindeki bir grup Yahudi askeri, Avrupa’nın çeşitli noktalarında önceden belirlenmiş hedeflere yönelik intikam faaliyetlerine başlamıştır. Düşmanları tarafından “The Basterds” adıyla bilinen ve üçüncü Reich liderlerini ele geçirme misyonunu yüklenen Raine’in intikam timine Alman kadın oyuncu ve gizli ajan Bridget Von Hammersmark da (Diane Kruger) katılır. Shosanna’nın kendisine ait bir intikam planını bir sinema salonunda yürürlüğe koymasıyla birlikte hepsinin kaderi aynı noktada kesişecektir.

16 Nisan 2009 Perşembe

FIPRESCI kime gidecek?

7-14 Mayıs tarihleri arasında düzenlenecek 12. Uluslararası Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali'nde FIPRESCI Ödülü için yarışacak filmler belli oldu.
12. Uluslararası Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali'nin “Her Biri Ayrı Renk” bölümünde yer alan 12 film, Uluslararası Film Eleştirmenleri Birliği (FIPRESCI) Ödülü için yarışacak. Bu sene Polonya’dan Anita Piotrowska, İsveç’ten Leif Joley ve Türkiye’den Nil Kural’dan oluşan FIPRESCI Jürisi; Almanya, Amerika, Arjantin, Hindistan, Hollanda, Hong Kong, Portekiz, Rusya ve Türkiye’den katılan filmlerden birini seçecek. Ödül alan film 14 Mayıs Perşembe günü festivalin kapanış töreninde açıklanacak ve törenin ardından ücretsiz gösterilecek.

Alakuş’un son filmi yarışmada
Yarışmaya Almanya’dan iki film katılıyor. Bunlardan ilki, Türkiye asıllı yönetmen Buket Alakuş’un ‘Fin Tangosu’ (Finnish Tango) adlı filmi. Geçtiğimiz sene Alman Film Ödülleri’nde “Seyirci Ödülü”nü kucaklayan film, Alex adlı genç bir adamın hikâyesi etrafında, bir grup ‘tutunamayanın’ hayata bağlanma çabalarını anlatıyor.
Yarışmanın diğer Alman filmi ise Bernhard Wicki Film Ödülleri’nde “Barış Ödülü”nü almış olan ‘Anarşistin Karısı’ (The Anarchist's Wife). Daha önce ‘Love The Hard Way’ ve ‘Obsession’ gibi filmlerde birlikte çalışan Marie Noëlle ve Peter Sehr ikilisi bu kez, General Franco’nun galibiyetiyle sonuçlanan İspanya İç Savaşı’na odaklanıyor. Film, bu savaşta Franco’ya karşı direnen kızılların önde gelen isimlerinden Justo ve onun ideolojik savaşı nedeniyle yıllarca faşist baskılarla mücadele eden eşi Manuela’nın öyküsünü anlatıyor.

Bağımsız sinemayı sevenlere
Festivalin, Amerikan bağımsız sineması tutkunları için de bir sürprizi var. Genç yönetmen Marianna Palka’nın yazıp yönettiği ve başrolünü oynadığı ‘İyi Mal’ (Good Dick) romantik komedi türüne göz kırparken bir yandan da türün klişelerini tersine çeviren etkileyici bir aşk filmi. İlk gösterimini 2008 yılında Sundance’te yapan ve Edinburgh Film Festivali’nde de Palka’ya En İyi Yeni Yönetmen ödülünü kazandıran film, komediyle dram arasındaki dengeyi başarıyla tutturan, mütevazı ve keyifli bir Amerikan bağımsızı.

Yarışmada Amerikan sinemasını temsil edecek bir diğer film olan ‘Sita Şarkı Söylüyor’ (Sita Sings the Blues) ise festival tarihinde FIPRESCI Ödülü için yarışacak ilk animasyon olma özelliğini taşıyor. Yönetmen, senarist, animasyoncu Nina Paley’nin Berlin’den Atina’ya, Avignon’dan Denver’a uluslararası pek çok film festivalinden ödüllerle dönen bu enfes filmi, aradan bin yıllar geçse de, aşkın hep aynı körlük, bağlılık ve gözyaşlarına sahip olduğunu hatırlatıyor.

Büyümek zordur
Cannes’dan ödüllü ‘Herkes Ölür, Ben Hariç’ (Everybody Dies But Me) yeniyetmelik üzerine yapılmış en iyi filmlerden biri. 24 yaşındaki yönetmen Valeriya Gai Germanika’nın filmi Moskova’nın görece yoksul mahallelerinde genç kadın olmanın nasıl bir şey olduğuna dair çarpıcı gözlemler içeriyor.

Mijke de Jong’un yarışmaya Hollanda adına katıldığı filmi ‘Katia’nın Kız Kardeşi’ (Katia’s Sister), ablası Katia ve seks işçiliği yapan annesiyle birlikte yaşayan 13 yaşındaki Lucia’nın öyküsünü anlatıyor. En son Berlin Film Festivali’nde gösterilen, Hollanda Film Festivali’nden de senaryo ve yardımcı kadın oyuncu (Olga Louzgina) dallarında ödül alan film, mahrem sayılabilecek bu öyküyü samimi ve yürek burkan bir sinema diliyle beyazperdeye armağan ediyor.

Arjantin’den sarsıcı hikâyeler
Türkiyeli sinemaseverlerin ‘Gemini’ filmiyle tanıdığı, Arjantin sinemasının yükselen yıldızı Albertina Carri’nin son filmi ‘Öfke’ (La Rabia) seyirciyi sarsacak bir yapım. Modern klasikler arasında yerini şimdiden alan film, kırsal hayatın sessiz ve durgun görüntüsünün ardındaki öfke ve şiddeti haykıran bir çığlık adeta. Transilvanya Film Festivali’nden “FIPRESCI Ödülü” bulunan ‘Öfke’yi, sarsıcı ve akıldan hiç çıkmayacak filmleri sevenler kaçırmamalı.

Festivalin bir diğer FIPRESCI Ödüllü filmi yine Arjantin’den geliyor. Lucrecia Martel’in son filmi ‘Başsız Kadın’ (The Headless Woman) bir kaza sonrası yaşamı değişen Verónica’nın öyküsünü anlatıyor. Pedro Almodóvar’ın yardımcı yapımcılığını üstlendiği film, uyanamadığımız kabusları andırıyor.

Villaverde’yi özleyenlere
Sadece Portekiz değil, Avrupa sinemasının da en önemli kadın yönetmenlerinden Teresa Villaverde’nin son filmi ‘Trans’ (Transe) Rusya’yı terk edip başka ülkeye yerleşme hayalleri kuran Sonya’nın kendini bir anda kadın ticaretinin tam ortasında bulduğu bir öykü... Avrupa Filmleri Festivali’nde “Jüri Özel Ödülü”nü alan ‘Trans’ bu bölümün en iddialı yapımlarından biri olması yanında, Villaverde’yi özleyenler ve onun sinemasıyla yeni tanışacak olanlar için bulunmaz bir fırsat.

Asya kıtasından iki film
Deepa Mehta’nın unutulmaz filmi ‘Su’daki oyunculuğuyla hafızalarımıza kazınan Hindistan sinemasının ünlü oyuncusu Nandita Das, bu kez kameranın arkasına geçiyor ve 2002'de Hindistan'ın Gujarat eyaletinde yaşanan kıyımın bir ay sonrasında bir grup insanın yaşadıklarına çeviriyor kamerasını. Das’ın Selanik Film Festivali’nden “Üstünlük Ödülü” aldığı filmi ‘Firaaq’ (Firaaq) üstün görsel anlatımı ve hüzünlü öyküsüyle seyirciyi derinden etkileyecek.

Yarışmaya Uzakdoğu sinemasından katılan film ise ‘Olduğumuz Gibi’ (The Way We Are) adını taşıyor. Hong Kong sinemasının en önemli yönetmenlerinden Ann Hui’nin filmi, ailelerinden uzaklaşmış veya uzaklaştırılmış iki kadının alınganlıklar, suçlamalar, sorgulamalar olmadan yeni bir aile kurmalarının hikâyesini anlatıyor. Sıradan görünen hayatların gerisinde yatan kırılmaları ve incelikleri gösteren bu film, Hong Konglu sinema yazarlarınca da geçen yılın en iyi filmi seçilmişti.

Türkiye’yi ‘Pandora’ temsil ediyor
Bu sene Bilge Olgaç Başarı Ödülleri’nden birinin de sahibi olan ve bütün filmleri festival programında yer alan Yeşim Ustaoğlu’nun uluslararası ödüllü son filmi ‘Pandora’nın Kutusu’ (Pandora’s Box) yarışmalı bölümde Türkiye’yi temsil edecek. Yol, yolculukta kimliği keşfetmek, sonuçta ‘öteki’ni kucaklamak gibi yönetmenin temel izleklerini taşıyan film, bir adım daha ileri giderek kentte geçen gerçekçi bir öyküyle yabancılaşma ve iletişimsizliği anlatıyor. Filmin gösterimi ardından Ustaoğlu ve filmin oyuncuları seyircinin sorularını yanıtlayacaklar.

FIPRESCI’li tek kadın filmleri festivali
FIPRESCI, 2004 yılından beri Festivale jüri göndererek, Her Biri Ayrı Renk bölümünde gösterilen filmlerden birine ödül veriyor. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali, tüm dünyada çok prestijli kabul edilen bu ödülün verildiği tek kadın filmleri festivali olma özelliği taşıyor.
Clicky Web Analytics