şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Mayıs 2009 Perşembe

Edip Cansever'le başbaşa bir 'yalnızlık'

Türk edebiyatının önemli şairlerinden Edip Cansever’in ölümsüz mısraları “Sevda Bir Ateş Buldu Sende” başlıklı dinletiyle 11 Mayıs Pazartesi akşamı ilk kez şiir severlerle buluşacak.
“İkinci Yeni”nin önde gelen şairlerinden olan Edip Cansever, genellikle sıradan insanın çevresiyle ve yaşamla uyumsuzluğunu, iletişimsizliğini dile getirdi. Şiirini uyumsuz ve trajik olarak kavradığı bu yaşam ilişkileri içinde, varoluşçu özellikler taşıyan bir çizgide oluşturdu; kapalı bir imge anlayışının egemen olduğu yapıtlar verdi. Daha sonraki yıllarda, bilinç akışı benzeri bir teknik kullanarak, zihinsel-psikolojik bir düşünce şiirine yöneldi; yaşamın “anlamsız/saçma” olarak kavranan durumunu temalaştırdı.
“İnsanın insandan başka dayanağı yok. Yalnızlık bile, başka insanların varlığı bilindikçe bir anlama kavuşuyor. Öyleyse bizim yalnızlık dediğimiz şey, kendine yönelme, kendini yakından inceleme yetisi olmalı. Buysa şiire çok yatkın bir durum; olup bitenlerin hesabını kendimizden sormak gibi bir şey…” (Edip Cansever)
“Sevda Bir Ateş Buldu Sende” başlıklı dinletide, Cansever’in şiirleri, sanatının “tema”larıyla örtüşen bir müzik eşliğinde izleyiciye sunuluyor; kısacası “sözel bir resital”...
“Sevda Bir Ateş Buldu Sende”
Edip Cansever’in unutulmaz mısraları İş Sanat’ta ses buluyor…
Hazırlayan: Atilla Birkiye
Müzik direktörü: Serdar Yalçın
Sahneye uygulayan: Mehmet Birkiye
Şiirler: Metin Belgin, Bülent Emin Yarar, Hakan Gerçek, Tilbe Saran,Hümay Güldağ

Şiir hatları vapuru kalkıyor

İlki geçtiğimiz yıl yapılan ve dünya edebiyat çevrelerinin ilgisini çeken Uluslararası İstanbul Şiir Festivali, salı günü başlıyor. Şiirseverleri ikinci kez dünya şiiriyle buluşmaya davet eden festival, 12-16 Mayıs tarihleri arasında kitabevlerinden köşklere, tarihî mekanlardan tiyatro ve konser salonlarına dek bütün şehre yayılacak.
Festivalin programı önceki akşam düzenlenen bir basın toplantısıyla tanıtıldı. Geçtiğimiz yıl Katalan şiirinin konuşulduğu festivalin, bu seneki ana teması Çağdaş Romanya Şiiri. Dünya şairleri yelpazesini daha da genişleten festival programında dikkat çeken diğer bir yenilik de bu sene Anadolu'dan daha çok şairi ağırlayacak olması.

'Sorunlari şaırler çözecek'
Toplantıda konuşan festivalin onursal başkanı Doğan Hızlan, festivalin şiiri yeniden gündemimize taşımasının yanında Türkiye'nin dünyaya tanıtımında da büyük işlevi olduğunu söyledi. Hızlan, "Artık insanlar birbirini sanat aracılığıyla tanıyor. Bu yıl biz Romanya'yı tanıyacağız. Festival devam ettikçe dünya şairleri birbirini tanıyacak ve ileride ülkeler arasında sorunlar çıkarsa bunları şairler çözecek." dedi. Festival Yürütme Kurulu Başkanı İstanbul Kültür AŞ. Genel Müdürü Nevzat Bayhan, şiir festivali söz konusu olduğunda İstanbul'un akla gelmemesinin İstanbul sevdalısı herkesi yaraladığını söyledi. Festival koordinatörü şair Adnan Özer de geçtiğimiz yıl Berlin'de yapılan Avrupa Şiir Festivalleri Yüksek Forumu'na İstanbul Şiir Festivali'nin kurucu üye olarak davet edildiğini hatırlatarak festivalin katılacak şairler için de bir referans oluşturduğuna dikkat çekti.
Bu yıl 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı sponsorluğunda, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür AŞ'nin öncülüğünde hazırlanan festivale 17 ülkeden 20 yabancı şair ile 20 Türk şairi katılıyor. Romanya'dan Adela Greceanu, İtalya'dan Emilio Coco, Rusya'dan Anjelina Polonskaya, Makedonya'dan Mateja Matevski ve İsrail'den Tal Nitzan, yurtdışından katılacak şairlerden bazıları. 12 Mayıs'ta Arkeoloji Müzesi'nde Kardeş Türküler konseriyle başlayacak festivale Arkeoloji Müzesi, Sirkeci Garı, D&R Beyoğlu, Emirgan Sarı Köşk, Cemal Reşit Rey Konser Salonu, Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi, Yerebatan Sarnıcı ve D&R Nişantaşı ev sahipliği yapacak. Festivalde şiir okumalarının dışında, İstanbul, Kadir Has ve Kültür üniversitelerinde Şiir Akademileri, Bülent Ortaçgil, Serkan Çağrı&Rumeli Band ve Kardeş Türküler konserleri ile Şiir Hatları Vapuru gezisi de yer alacak. Müşfik Kenter 'Bir Garip Orhan Veli' ile tekrar şiir festivali için sahnede olacak. Literaturwerkstatt Berlin tarafından her yıl gerçekleştirilen ZEBRA Şiir Filmleri Festivali bu sene festivale görsel bir renk kazandıracak. Dr. Christiane Lange'nin sunumuyla tanıtılacak 'En İyi Şiir Filmleri 2002-2008'in gösterimleri Tarık Zafer'de 14-16 Mayıs tarihleri arasında devam edecek. (www.istanbulsiirfestivali.org)

Festivale katılacak Türk şairler
Ali Günvar, Arif Ay, Ataol Behramoğlu, Ayşe Sevim, Betül Tarıman, Celal Fedai, Egemen Berköz, Eray Canberk, Gülten Akın, İbrahim Tenekeci, İsmail Kılıçarslan, Kamil Eşfak Berki, Nilay Özer, Osman Konuk, Oya Uysal, Sedat Ümran, Şeref Bilsel, Turan Koç, Ülkü Tamer, Veysel Çolak.

21 Nisan 2009 Salı

İstanbul Şiir Festivali başladı!

Uluslararası İstanbul Beyoğlu Şiir Festivali ŞİİRİSTANBUL başladı. 33 ülkeden 45 şairin konuk olduğu festivalle ilgili basın toplantısı düzenlendi. Festival bu akşam Dolmabahçe Sarayı’ndaki açılış töreniyle başlıyor.
Bu yıl 21-26 Nisan tarihleri arasında dördüncü kez düzenlenen “Uluslararası İstanbul Beyoğlu Şiir Festivali ŞİİRİSTANBUL” Tarih ve Toplum Bilimleri Enstitüsü Derneği ile Beyoğlu Belediyesi tarafından düzenliyor.
Festival, Uluslararası Yazarlar Birliği PEN Türkiye Merkezi ve Edebiyatçılar Derneği tarafından da destekleniyor.
Beyoğlu Belediyesi Sanat Galerisi’nde düzenlenen basın toplantısına ŞİİRİSTANBUL Festival Komitesi Başkanı Salih Zeki Tombak, Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan ve şair Cüneyt Ayral konuşmacı olarak katıldılar. Festival için gelen şairler de basın toplantısında yer aldılar.
Salih Zeki Tombak, festivalin meydanlarda ve okullarda ‘şiir okumalarıyla’ yapılmasının önemine değinerek “Şiirin, dünya şiirinin İstanbul’la buluşması çok güzel. İstanbul’un mekanlarında bu şehirde yaşayanlarla dünya şiirinin bir araya gelmesi muhteşem. Şairler kendi dillerinden okuyacaklar şiirlerini. Ardından ise bu şiirlerin çevirileri dillendirilecek” dedi.
Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, festival komitesiyle daha ilk görüşmelerinde “Şiirler mutlaka halkla buluşmalı. Bu nedenle sokaklarda, meydanlarda okunmalı” fikrini ortaya koyduklarını dile getirdi. Başkan Demircan “Beyoğlu farklı dil ve dinlerin bir arada yaşadığı kültürlerin buluştuğu bir yer. Burada bir Beyoğlu kültürü var. Festival dördüncü kez düzenleniyor. Şiirin duayenleri Beyoğlu’nda farklı alanlarda, meydanlarda, okullarda halkla buluşacak. Kasımpaşa’da Kızılay Meydanı’nda da üniversitelerde, ilköğretim okullarında da kilisede de bir hafta boyunca dünyanın şiirlerini halkla, şairin kendi sesinden duyacağız. Kültür sanat halk için olmalı, halkla bütünleşmeli. Uluslararası İstanbul Beyoğlu Şiir Festivali ŞİİRİSTANBUL bu nedenle değerli ve önemli” dedi.
Şair Cüneyt Ayral, Beyoğlu Belediyesi’ne teşekkür etti. Ayral “Dünya şiir için İstanbul’da. Bundan daha güzel ne olabilir ki? Şiir gibi bir şehirde dünyanın şairleri bir araya geliyor. Bu işe emeği geçen herkesi tebrik ediyoruz” diye konuştu. Basın toplantısının ardından konuk şairlerle bir anı fotoğrafı çektirildi.

19 Nisan 2009 Pazar

Cezmi Ersöz`ün ikinci şiir albümü raflarda

Cezmİ Ersöz, kitaplarında yansıttığı tatları, hisleri, duyguları albümde de yoğun bir şekilde hisettirerek dinleyiciye veriyor. Ersöz`ün şiirlerinden bestelenmiş şarkıları müzisyen Vedat Sakman, Haluk Çetin, Leman Sam seslendirirken, `Kendini Saklama Çiçekleri` albümünde 15 şarkı bulunuyor.
Albümle ilgili konuştuğumuz Cezmi Ersöz, üç- dört yıldır beraber çalışma yaptıkları Haluk Çetin`le, yola çıkarak albüm çalışmalarına başladıklarını söyledi. Ersöz, `Bunu ortak dostumuz Vedat Sakman`a ilettik. Sakman, sıcak baktı ve 6 aylık bir albüm sürecine girdik. Şiirlerimin iki tanesini Vedat Sakman besteledi. Bestelerden birini Sevgili Leman Sam seslendirdi. Albümün en çok öne çıkan şarkısıydı seslendirdiği şarkı. Besteyle ses çok uyuştu. Üç şiirimi Haluk Çetin besteledi. Geri kalan şiirlerimin fon müziğini Vedat Sakman yaptı. Bu başarı da bu dört insanın ortak duyarlılıklara sahip olması, dokularımızın birbirine uyması çok önemliydi. Vedat Sakman`ın şarkılarına baktığımız zaman yakın temalar görürsünüz. Aşk, yalnızlık, yaşamın içindeki küçük sıkıntılar, bastırılmış duygular, vedalar, imkânsızlıklar gib hepsi hüzünde birleşir.
Albümü elime aldığımda olağanüstü bir duygu hissettim. Daha önce de böyle bir albümüm çıkmıştı ama bu kadar profesyonel olmamıştı. Dinlerken şiirlerimin çoğaldığını hissettim. Daha da çoğalmış, daha da büyümüş gibi geldi bana. Bazen de benden çıkmış bana ait değilmiş gibi geldi. O kadar çok benimsedim ki bu çalışmayı yeniden şiirlerimi toparlıyorum. Tekrar yeni şiirler yazıyorum. Şiir yazarken Vedat Sakman olsaydı ne düşünürdü, nasıl bestelerdi diye aklımdan geçiyor. Leman Sam olsaydı nasıl olurdu onun sesiyle diye düşünüyorum artık. Müzikle şiirler kardeşliğini yaratmış oldum bu albümle. Bence şiirler ilgilenmeyen müzisyenin başarılı olacağına inanmıyorum. Aynı şekilde müzikle ilgilenmeyen bir şairinde kalıcı bir şair olacağını düşünmüyorum` diye konuştu.

10 Nisan 2009 Cuma

Necatigil Şiir Ödülü Erdal Alova'nın

Necatigil Şiir Ödülü'nün bu yılki sahibi, Toplu Şiirler (2008-1973) kitabıyla Erdal Alova oldu. Doğan Hızlan'ın başkanlığında toplanan Seçiciler Kurulu'nun ödül gerekçesinde "Erdal Alova'nın Toplu Şiirler'i, şiirin evrensel algısını zenginleştiren öncü yaklaşımı, şiirlerinde Türk şiirinin geçirdiği evrimi özümleyen bilgisi ve yenilikçi tutumu nedeniyle 2009 Necatigil Şiir Ödülü'ne değer bulunmuştur." denildi.
2009 yılı Seçiciler Kurulu Füsun Akatlı, Cevat Çapan, Haydar Ergülen, Doğan Hızlan, Mehmet Taner, Tahsin Yücel ve Ayşe Sarısayın'dan oluşuyordu. 1980'den bu yana verilmekte olan Necatigil ödülünün töreni, 16 Nisan'da yapılacak.

9 Nisan 2009 Perşembe

Belki şehre bir kitap gelir

Kemal Burkay'ın toplu şiirleri "Hadi Gülümse" adıyla Kırmızı Yayınları tarafından yayımlandı. Şairin ilk kez 1967 yılında yayımlanan "Prangalar", 1975'te çıkan "Dersim" kitabı ile seksen sonrası yayımlanan "Can Taşır Dicle", "Rübailer" ve yeni şiirlerinden oluşan "Gecenin Koynunda Bir Adam" adlı bölümlerin yer aldığı bu kitap, Burkay'ın politik faaliyetleri sebebiyle çok da öne çıkmayan şairliğini yıllar sonra yeniden okurun karşısına çıkarıyor.
1937 yılında Tunceli'de doğan Kemal Burkay, 1949 yılında Akçadağ Köy Enstitüsü'ne girdi ve 1955 yılında öğretmen oldu. 1960 yılında Ankara Hukuk Fakültesi'ni bitirip avukatlık mesleğine başladı. Elazığ'da kaymakamlık stajı ve Osmaniye'de kısa bir süre kaymakamlık yaptı. 12 Mart darbesinden sonra yurtdışına çıktı. 1974'teki af yasasının ardından ülkeye döndü, Ankara'da yine serbest avukatlığa başladı. Mart 1980'de yeniden yurtdışına çıktı. İsveç'ten politik iltica alan Burkay, yaklaşık otuz yıldır bu ülkede yaşıyor. Geçtiğimiz yıl, başında bulunduğu siyasal örgütteki görevlerinden ayrılan Kemal Burkay, şimdilerde daha çok yazılarıyla öne çıkıyor. Kürt sorunu konusunda izlediği barışçı politikalarla dikkat çeken Burkay'ın roman, tiyatro oyunu, dilbilgisi, tarihî inceleme alanlarında yayımlanmış pek çok kitabı bulunuyor.
İlk şiirleri 1960'lı yıllarda Varlık dergisinde yayımlanan Kemal Burkay, yetmişli yıllarda yayımladığı Türkçe-Kürtçe dergi ve gazeteler ile siyasal faaliyetleri nedeniyle birkaç defa cezaevi deneyimiyle tanıştı. İlk şiir kitabı "Prangalar"ın gördüğü yoğun ilgi ile adından söz ettirdi. Daha çok sosyalist şiir geleneğine sadık kalsa da, Burkay'ın şiirinde görülen II. Yeni etkisi bu şiire olan dikkati daha da belirginleştirdi. Dönemin toplumsal olaylarına değindiği şiirleri kadar, gündelik hayata dönük şiirleri Burkay'ın şiirinin asıl gücü olarak belirdi. Nitekim, Cemal Süreya, Kemal Burkay'la ilgili bir yazısında, Burkay'ın gündelik hayata yönelmesi halinde daha güçlü bir şiir damarı yakalayacağını ifade eder. Toplumsal sorunları, kendi kuşağının aksine büyük ölçüde romantik bir bağlam içinde yazmayı sürdüren şairin, zamanla unutulmuş pek çok şiiri, seksen sonrası yeniden anımsandı.
İlk olarak Yeni Türkü grubu, şairin "Sonbahar'da Çizgiler" adlı şiirini "Buğdayın Türküsü" adlı albümünde seslendirse de, bu anımsamada en büyük pay, şüphesiz Sezen Aksu'ya ait. Sezen Aksu, şairin "Prangalar" kitabında yer alan "Gülümse" adlı şiirini aynı adı taşıyan albümünde okuyunca, seksen sonrasında daha çok siyasal faaliyetleriyle öne çıkan Kemal Burkay'ın şiiri yeniden hatırlanır oldu. Çok geçmeden Rahmi Saltuk, şairin "Prangalar" şiirini aynı adı taşıyan albümünde okudu. Kürtçe yazdığı şiirleri ise Grup Yorum ve Mehmet Atlı gibi müzisyenler tarafından bestelendi.
Şairin yeni şiirlerine de yer verilen "Hadi Gülümse", daha çok otuz yıldır yaşadığı topraklardan uzakta olan bir şairin özlem dolu şiirlerini bir araya getiriyor. Kürt sorunu konusunda öteden beri hakim durumda olan şiddeti dışlamış, hatta bu konumundan ötürü zaman zaman hedef haline gelmiş olan Kemal Burkay'ın toplu şiirlerinde 64 yeni rübai de bulunuyor. Kitabın bir diğer önemli özelliği ise şairin Kürtçe yazdığı birçok şiirin kitapta yine şairin kendisi tarafından Türkçeye çevrilmiş olması.

Dergilerde kalan Cansever kitaplaştı

Edip Cansever’in dergi sayfalarında kalmış şiirleri Öncesi de Kalır adıyla toplu olarak yayımlandı. Şairin kitaplarına almadığı şiirlerinin ölümünden sonra basılması tartışma yarattı

“Ah güzel Ahmet abim benim / Gördün mü bak / Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar / Ve dağılmış pazar yerlerine memleket / Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile / Gelse de / Öyle sürekli değil / Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün / O kadar çabuk / O kadar kısa / İşte o kadar.”
İçimizden hüzünlenmek bile gelmiyor Ahmet abi artık. Hatta kimsenin bir şey yapası gelmiyor, yapsalar da sanki öyle eskisi gibi değil hiçbir şey, eski gibi değil rakının, suyun peynirin tadı. Kavunlar ham, karpuzlar kelek artık Ahmet Abi. Şiirin de bir tadı kalmadı sen gidince, Edip Cansever gidince, öyle birkaç şair var hâlâ, ama onlar da şiir yazmıyor, şiir tüketiyorlar sanki. Ne yapalım biz de yenilerden umut yok diye sarıldık eski şiirlere. Edip Cansever’in şiirleri yayımlandı Ahmet Abi. Kitaplarını almadığı, belli ki beğenmediği şiirler bunlar, ya da ömrü yetmedi böyle bir kitap yapmaya, bir mayıs sonu, hatta pis bir mayıs sonu öyle çekip gitti bu diyardan ve o gittiğinden beri kaç tane şair geldi, kaç tane şiir yazdı bu topraklarda...
Öncesi de Kalır kitabın adı, Cansever’in çeşitli dergilerde yayımlanmış, ama kitaplarına girmeyen, giremeyen şiirlerinden oluşuyor. Mehmet Can Doğan hazırlamış kitabı, edebiyat dergileri incelenmiş, şiir dergilerine tek tek bakmış ve Canveser’in şiirleri böylelikle bulunmuş bulunmasına ama, şimdi bir tartışma patlayacak sanki Ahmet abi. Şairler haykıracaklar, sen sessiz kalacaksın, Edip Cansever de tek kelime konuşmayacak yine. Şairler diyecek ki, Cansever, şiirlerini kitaba almamışsa, neden kitaplaştırılıyor, demek ki yayımlansın, bir kitapta toplansın istemedi, demek ki onların yanına girecek kadar iyi değildi bu şiirler. Bazıları da diyecek ki yayımlanmalıydı. Onun ardında kalan ne varsa, güzel ya da çirkin iyi ya da kötü okumalıyız, ama elbette biri var tüm bunları neden yaptığını anlatacak ve Mehmet Can Doğan zaten şöyle yazıyor kitabın kendine ayrılan kısmında...
“Birlikte bir süreli yayında çıkmış olan herhangi bir metnin kamuya açıldığı düşünülürse bu şiirleri görmezden gelmenin anlamsızlığı, dolayısıyla kaygının yersiz olduğu da belirginleşir.”
Ah güzel Ahmet abim benim, bir kenara bırakalım tartışmaları, bırakalım şairler birbirlerini yesinler. “Şimdi eski resimlerle avunuyor” ya kadınlar, biz de onlar gibi “Pencereden sıcak ekim rüzgârları” odalara dolarken eski şiirleri okuyacağız... Birileri bizlere palyaço diyecek, şehre belki bir palyaço gelecek ve Cansever’in şiirlerine düşecek bu palyaço...
Sahneye çıktı, palyaço dediler / Damalı, kırmızı bir gömleği vardı. / Bir de burnu koskocaman / Güldürdü bütün gülen insanları / Sıçradı durdu saatlerce / Ufacık şehrin derme çatma sahnesinde:
Damalı gömleği, sivri burunlu ayakkabılariyle/ Kısacık ufak tefek bir adamdı / Seyrettiler, dışarı çıktılar / Palyaço dediler / Güldüler eğlendiler...
Ah güzel Ahmet abim benim, “içimizden hüzünlenmek bile gelmiyor” demiştik ya... İşte belki Cansever’in şiirleri hüzünlendirir biraz bizi, bir karanfil olur aşk, belki de yerçekimli bir karanfil ve yeniden birbirimize veririz onu ve belki de karanfille birlikte aşkları da şiirleri de yeniden çoğaltırız sonra da bir meyhane garsonuna sorarız Ruhi bey’i ve cevap verir bizlere yeniden “Evet, gelirdi Ruhi Bey mi dediniz, evet, gelirdi” der... İşte Ahmet abi işte o zaman sen, eskisi gibi, öyle güzel tutarsın kadehi dirseğini iskemleye değil ama, dirseğini gökyüzüne dayayarak.

8 Nisan 2009 Çarşamba

İsmet Özel: Şiir tetikte gider

`Şiir tetikte gider` adıyla İsmet Özel bu kez Tarık Zafer Tunaya kültür Merkezinde sevenleriyle şiir üzerinde konuştu. Şiirin nereye gittiği, nereden geldiği ve bizler için neler ifade ettiği ya da etmesi gerektiği hakkında fikirlerini sunan İsmet Özel söyleşiye, Türkiye`nin gündemde olan Barack Obama`nın Türkiye ziyaretinden ve TBMM`de yapmış olduğu konuşmadan aldığı detaylarla başladı.
Şiiri anlamanın dil ile başladığını, doğru manayı anlamanın dilin en iyi şekilde kullanılması gerektiğini söylerken, şu zaman itibari ile Türkçenin mana yönünden gitti-gidecek bir hale geldiğini vurgulayan Özel konuşmasına şöyle devam etti:
`Osmanlıda şiir; eğitimin bir yansıması, eğitimin döndüğü bir eksendi. Okullarda şiir eğitimi verilmez fakat okuma bilsin ya da bilmesin herkes şiir hakkında bir fikre sahip olur şiirin bir güzellik ifade edip etmediğini anlardı. Bu kazanılmış olan bir şahsiyetten ileri gelmektedir. Cumhuriyetten sonra yapılan tercüme şiirleri durumu tersine çevirmiş mananın tamamen kaybolmasına neden olmuştur.`
Örnek olarak okuduğu eski ve yeni tercüme şiirleri ile konuyu özetlerken okunan şiirler salonda eğlenceli dakikaların yaşanmasını sağladı.
Ayrıca şiirin Osmanlıdaki ve bizim kültürümüzdeki yerinden bahsederken, şiirin kesinlikle zamanının politik fikirlerinden, şairin felsefi ve dini düşüncelerinden ayrı düşünülmemesi gerektiğini vurguladı.
Bir saatten fazla süren söyleşi, 20 Nisan pazartesi günü saat 18.30`da Taksim Tarık Zafer Tunaya Kültür merkezinde tekrar düzenlenecek...

Memet Fuat Deneme Ödülü, Serdar Rifat’ın...

19 Aralık 2002’de yitirdiğimiz Memet Fuat'ın anısına düzenlenen “Memet Fuat Eleştiri / İnceleme, Deneme, Yayıncılık Ödülleri”nin beşincisi ve Memet Fuat Genç Şiir Ödülü’nün birincisi sahiplerini buldu. Cevat Çapan, Eray Canberk, Konur Ertop, Nurdan Gürbilek, Uğur Kökden, Hasan Kuruyazıcı ve Mustafa Öneş’ten oluşan Seçici Kurul’un değerlendirmesi sonucunda, deneme ödülünü Kitapların Şenlik Ateşi adlı kitabıyla Serdar Rifat, eleştiri / inceleme ödülünü ise “Korkmayınız Mister Sherlock Holmes! Türkiye’de Polisiye Romanın 125 Yıllık Öyküsü (1881-2006)” adlı kitabıyla Erol Üyepazarcı kazandı. Yayıncılık Ödülü’ne Mitos Boyut Yayınevi değer görülürken; bu sene ilk kez verilen “Memet Fuat Genç Şiir Ödülü”nü ise, “Şiir Koy Alnıma” adlı dosyasıyla Özkan Satılmış aldı.

7 Nisan 2009 Salı

Elhamra'nın büyüsü Topkapı'da

Kavislerin bölünüşü, sütun başları, taşa bir dantel gibi işlenmiş harfler, motifler, ışığın ve gölgelerin oyunuyla buluşunca ortaya çıkan zarafete kapılmamak elde değil.
Kur'an'dan ayetler ve Endülüslü şair İbn-i Zamrak'ın mısralarının kazındığı kitabeler duvarlarda, kemerlerde, kapı çerçevelerinde ve sütunlarda adeta konuşur vaziyette usul usul ilerliyor. Fotoğraflara baktıkça hiç bitmesini istemediğiniz bir rüyanın içindesiniz sanki. Gözünüz bir an yorulsa da gittikçe içine çeken güzellik var karşınızda. Bu ihtişamdan bir an sıyrılıp başınızı kaldırdığınızda ise Topkapı'nın büyüsü sarıp sarmalıyor. Saray içinde bir sarayda yol alırken Madrid'de bir dönem büyükelçilik yapmış usta şair Yahya Kemal'e kulak kabartalım: "Elhamra'ya basit bir dış kapıdan giriliyor. Girerken harikulâde bir mekân içine girileceğinin farkına bile varılmıyor. Girdikten sonra bir âlemden başka bir âleme geçmiş, sanki bir rüyanın ortasına düşmüş gibi gözlerimi kapadım ve açtım, öylesine bir hayret içindeydim. Bu şaşkınlık, daireden daireye geçtikçe arttı. Nazar değmemiş bir beyazlık içinde, sülüs bir yazı sarmaşığı gülümseyen bir güzellikle bütün duvarları sarmış; nakışın ve oymanın hudutsuz oyunları, tavanların derinliklerine kadar her tarafı örtmüş, ama her taraf yine de bembeyaz görünüyor."

Endülüs mimarisi kadar İslam sanatı içinde de büyük yeri olan İspanya'nın Granada şehrindeki Elhamra Sarayı, fotoğraflarla Topkapı'ya konuk oldu. Sarayın Has Ahırlar bölümünde Medeniyetler İttifakı II. Forumu çerçevesinde önceki gün açılan sergide, Elhamra'nın ve Topkapı Sarayı'nın 19. yüzyılda çekilen fotoğrafları yer alıyor. İspanya Dışişleri Kültür Kuruluşu (SEACEX), İstanbul Cervantes Enstitüsü, Elhamra ve Generalife Konseyi ile İstanbul Topkapı Sarayı Müzesi'nin ortaklaşa düzenlediği 'Aynı Denizin Uçlarında: Doğu'ya Yolculuk Fotoğrafında Elhamra ve Topkapı Sarayları' başlıklı serginin eserleri, çeşitli kurumlardan derlenmiş.

Elhamra Sarayı'nın temeli, 1232 yılında Nasriler tarafından atılmış. Saray, inşaatta kullanılan kil harcının kızıla çalan renginden dolayı Elhamra adını almış. Müslüman İspanya tarihinin kalbinde yer alan Elhamra inşa edilirken her şey çok incelikli düşünülmüş. Küratörlüğünü Javier Pinar ve Carlos Sanchez'in yaptığı sergi de bu incelikten nasibini almış.

İki kültür arasında köprü

Fotoğrafların yanı sıra haritalar, planlar, litografiler, seyahat kitapları, maketler, alçıdan reprodüksiyonlar ile Nasri ve Osmanlı dönemlerine ait orijinal parçaların bulunduğu toplam 126 eser, 'aynı denizin uçları'nı birleştiriyor. Sergi salonuna girer girmez misafirleri karşılayan İspanyol ve Türk müziklerine panoların ahşap kokusu eşlik ediyor. Bin Bir Gece Masalları'nı andıran bir güzelliğin içine düşmüş gibisiniz. Bahçeleri ve havuzlarıyla adeta şiir gibi olan, 14. ve 15. yüzyıllarda yapımları tamamlanmış Topkapı ve Elhamra'nın zarif ve zengin süslemeleri, tarihî seyirleri, kimi benzerlikleri çağrıştırarak iki kültür arasında bir köprü kuruyor.

'Seyahatler, Anıtlar ve Görsel Bellek', 'Şehirdeki Saraylar', 'Zamanın İçerisinde Saraylar' ve 'Belirgin Bakış' bölümlerden oluşan sergide, James Robertson ve Abdullah Biraderler'in çektiği İstanbul fotoğrafları ile Jean Laurent'ın hazırladığı Granada panoramikleri öne çıkıyor. Sultan Abdülhamid'in koleksiyonundan fotoğraflar, Fatih Sultan Mehmet'in kılıcı, Granada'nın son Nasri hükümdarı Ebu Abdullah'ın kılıcının gerçek büyüklükteki fotoğrafı ile ahşap ve alçıdan oyma maketler de mekânla bir bütün oluşturmuş.

Fotoğraflardaki sedir ağacından yapılmış kubbeli örtüye bakınca Mülk Sûresi'nde geçen 'yedi kat gök' ibaresi akla geliyor. Dokununca kırılacak ince sırlı bir camı andıran sarayın avluları, fıskiyeli havuzları, odacıkları ve süslemeleriyle harikulâde bir atmosfer izleyenleri kuşatıyor. Öyle ki İspanya'ya doğru yola koyulma hevesi içinizi kemirebilir.

Endülüslü şair Federico Garcia Lorca'nın 'Kaçışa Gazel' adlı şiirinde "Bazı çocukların kalbinde yitirdiğim gibi / Birçok kere yitirdim denizde kendimi" dediği gibi, siz de kendinizi bu iki sarayın ihtişamında yitirebilirsiniz. 31 Mayıs'a kadar sürecek sergiyi gezdikten sonra, Elhamra'nın şairleri ve sanatçıları mest etmesine hak vereceksiniz.

3 Nisan 2009 Cuma

1.Uluslararası Şiir Şöleni

1.Uluslararası Şiir Şöleni 17 ve 19 Nisan 2009 tarihleri arasında Ağrı'da gerçekleşecek.
17 NİSAN 2009 CUMA
-Ağrı Valisi Sayın Mehmet Çetin’in Resmi kabulü ve akşam yemeği
Yer: Ağrı Polisevi Saat: 18:00
-İbrahim Çeçen Üniversitesi Öğrencileriyle Şairlerin Buluşması
Yer: Mavi Salon Saat: 19:00

18 NİSAN 2009 CUMARTESİ
-İbrahim Çeçen Üniversitesi Rektörü Sayın Prof.Dr. İrfan Aslan’ın sabah kahvaltısı
Yer: Dolunay Cafe Restaurant Saat: 07:30
-Doğubayazıt’a Hareket
Saat: 08:30
-Tarihi ve Turistik Yerlere Gezi (Doğubayazıt)
(Ağrı Dağı, Meteor Çukuru- Nuh'un Gemisi, Şehir Gezisi, Bayazıt Eski Camii, Büyük Şair, Düşünür ve Mutasavvıf Ahmedi Hani’nin Türbesine Ziyaret ve İshak Paşa Sarayı)
-Öğle Yemeği
Yer: İshak Paşa Sarayı (Keşişin Bahçesi) Saat: 12:00

-Ebru Sergisinin Açılışı
- Yard. Doç.Dr. Ahmet SOBACI’nın eşliğinde Ağrı Valisi Sayın Mehmet ÇETİN ve İbrahim Çeçen Üniversitesi Rektörü Sayın Prof.Dr. İrfan ASLAN’ın Ebru Teknesinde Örnek Ebru çalışmaları
- Yard.Doç Dr. Abdulkerim DİNÇ’in Fotoğraf Sergisinin gezilmesi
Yer: İshak Paşa Sarayı Giriş Salonu Saat: 13:30
-Şiir Şöleni
-Saygı Duruşu ve İstiklal Marşı
-Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Rektörü Sayın Prof. Dr. İrfan ASLAN’ın açılış konuşmaları
-Ağrı Valisi Sayın Mehmet Çetin’in konuşmaları
-Şairlerin Şiirlerini Sunmaları
Yer: İshak Paşa Sarayı Saat: 14:00

1 Nisan 2009 Çarşamba

Edip Cansever'in öncede kalan şiirleri

Edip Cansever'in daha önce yayınlanmamış şiirleri, 'Öncesi de Kalır' adıyla Yapı Kredi Yayınları'ndan (YKY) çıktı. Cansever'in, son kitabı Oteller Kenti'nden (1985) sonra yazdığı şiirler, 'Sonrası Kalır' kitabına dâhil edilmişti.
Şairin hiçbir kitabına girmemiş şiirleri ise 'Öncesi de Kalır'da bir araya getirildi. Mehmet Can Doğan, yayına hazırladığı kitabı "Sonrasının kaldığı, bilinen bir durum; bilinmesi gereken ise öncesinin de kaldığıdır. Benim yorumlarıma eklenecek yeni yorumlar, öncesinden kalanların Cansever'i 'yeni baştan yorumlamamızı' gerektirip gerektirmediğini gösterecektir." sözleriyle sunuyor.

Metin Altıok Şiir Ödülü, Azad Ziya Eren'in

Kırmızı Yayınları ve Metin Altıok ailesi tarafından bu yıl ikincisi düzenlenen "Metin Altıok Şiir Ödülü"; "Ars Requiem" ve "Bırakılma Koridoru" adlı eserleriyle Azad Ziya Eren'e verildi.Doğan Hızlan, Gülten Akın, Ülkü Tamer, Enver Ercan, Füsun Akatlı, Eray Canberk ve Talât Sait Halman'dan oluşan seçici kurul, "destansı özellikler taşıyan şiirlerinde, geleneğimizin ve dünya şiirinin içinden geçebilen tutumu; tarihi ve coğrafyayı buluşturup günümüzü ve insanını farklı boyutlarıyla kavrama çabası; Türkçe şiire yeni anlatım olanakları araması; acı ve hüznün ağırlığını şiir diline dönüştürebilmesi" nedeniyle Azad Ziya Eren'in eserlerini, Metin Altıok Şiir Ödülü'ne değer buldu. Azad Ziya Eren'e ödülü, mayıs ayı içerisinde İstanbul'da düzenlenecek bir törenle verilecek.

18 Mart 2009 Çarşamba

Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü, Süreyya Berfe'nin

Şair Ceyhun Atuf Kansu anısına düzenlenen şiir ödülünün bu yılki sahibi Süreyya Berfe oldu.
Adnan Binyazar, Müslim Çelik, Refik Durbaş, Şükrü Erbaş ile Kansu ailesinin temsilcilerinden oluşan seçici kurul, Berfe'yi geçen yıl yayımlanan 'Çıkrık' adlı kitabıyla ödüle değer gördü. Berfe, ödülünü 26 Mart'ta Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi'nde törenle alacak. 1960 Kuşağı şairleri arasında yer alan Berfe, 'Şiir Çalışmaları' adlı eseriyle Cemal Süreya Ödülü'nü, 'Nabiga' ile 2002 Behçet Necatigil Ödülü'nü, 'Seni Seviyorum' isimli kitabıyla da 2002 Orhon Murat Arıburnu Ödülü'nü kazanmıştı. Süreyya Berfe'nin ilk şiiri ise 1962'de Yön dergisinde yayımlanmıştı.

13 Mart 2009 Cuma

Melih Cevdet Anday anılıyor

Modern Türk şiirinin kurucuları arasında yer alan Melih Cevdet Anday, geçmiş-gelecek iç içeliği ekseninde kurguladığı şiirleri ile 16 Mart Pazartesi akşamı İş Sanat'ta bir kez daha anılacak.
İlk şiiri "Ukde" 1936 yılında Varlık dergisinde yayımlanan Anday, Orhan Veli ve Oktay Rifat ile birlikte "Garip" akımının içinde yer aldı. Anday'ın şiiri daha sonraki yıllarda sürekli bir değişim gösterdi. Özellikle son dönemlerinde, düşünsel/felsefi bir şiir kuran şair, şiirinde mitolojik konulara da ağırlık verdi. Dinletide yer alan şiirler, Anday'ın sık kullandığı temalardan biri olan geçmiş-gelecek iç içeliği ekseni esas alınarak seçildi
Tarih : 16 Mart 2009, Pazartesi
Saat : 20.00
Dinleti ücretsizdir.

10 Mart 2009 Salı

Murathan Mungan'ın gözünden İstanbul

İstanbul İmgeleri başlıklı söyleşi, 18 Mart Çarşamba günü saat 18.30’da gerçekleştirilecek.
Yazar Murathan Mungan, Osmanlı Bankası Müzesi’nin (OBM) düzenlediği “Kent ve Edebiyat Söyleşileri”nde okurlarıyla buluşacak.
Yedi Kapılı Kırk Oda kitabında Mungan kent imgesini insanın iç dünyasının sınırları içinden bir sesleniş olarak ortaya koyuyor: “Hepimiz bir adayız. Ölürsek hatırlanalım, yaşarken başkaları da olabilelim, başkalarına da ulaşabilelim diye hepimiz kendi adamızda konuşuyor, sesleniyor, anlatıyor, yazıyoruz. Bazen birbirimizin kıyılarına uğrayan seyrek anlarla yaşayıp gidiyor, bazen kaybolduğumuz hayatlardan sonra birilerinin karasına vuruyoruz.”
OBM’de Voyvoda Caddesi Toplantıları kapsamında, her ayın üçüncü çarşamba günü 18:30-20:30 saatleri arasında düzenlenen “Kent ve Edebiyat Söyleşileri”nde, Yazarını Doğuran Kentler konuşuluyor. Buluşmalarda yazarlar, doğduğu kentten yola çıkarak yazdığı kente, yazdığı kentten yola çıkarak okurun kentine bir yolculuk yapıyor.
İstanbul İmgeleri başlıklı söyleşi, 18 Mart Çarşamba günü saat 18.30’da gerçekleştirilecek.
Tarih : 18 Mart 2009 Çarşamba Saat : 18:30 – 20:30
Yer : Osmanlı Bankası Müzesi /Adres : Bankalar (Voyvoda) Cad. No: 11 Karaköy
www.obmuze.com
Katılım ücretsizdir.
Murathan Mungan kimdir
21 Nisan 1955’te İstanbul’da doğdu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü’nde lisans ve yüksek lisansını tamamladı. Ankara’da Devlet Tiyatroları’nda ve İstanbul’da Şehir Tiyatroları’nda “Dramaturg” olarak çalıştı. 1987’de günlük gazete olarak yayımlanan Söz gazetesinde,“Kültür-Sanat Sayfası” editörlüğü yaptı. Bir tanesi filme alınan üç tane de film senaryosu yazdı. 1984’te Atıf Yılmaz tarafından filme alınan Dağınık Yatak’ın yanı sıra Dört Kişilik Bahçe ve Başkasının Hayatı adlı iki senaryosu daha bulunuyor. Bu üç senaryo 1997’de üç ayrı kitap olarak yayımlandı. Gazete ve dergilerdeki ilk yazıları 1975’de yayımlanan yazar, yirmi yıllık yazı serüveninin çeşitli ürünlerinden yaptığı bir derlemeyi kırkıncı yaşı nedeniyle Murathan’95 adlı bir kitapta topladı. Ellinci yaşı için hazırladığı ve yalnızca 2005’te yayımlanıp baskısı bir kez daha tekrarlanmayacak ‘Elli Parça’ kitabı da özel kitapları arasında bulunuyor. Bu arada yabancı yazarların öykülerinden ve yazılarından oluşan çeşitli seçkiler yayımlamayı sürdürdü. İlk öykü seçkisi ‘Ressamın Sözleşmesi’’ni, daha sonra ‘Çocuklar ve Büyükleri’, ‘Yazıhane’, ‘Yabancı Hayvanlar’, ‘Erkeklerin Hikâyeleri’ ve ‘Kadınlığın 21 Hikâyesi’ adlı öykü ve yazı seçkileri izledi. Yazıları, şiirleri ve kimi kitapları bugüne değin İngilizce, Almanca, Fransızca, İtalyanca, İsveççe, Norveççe, Yunanca, Fince, Boşnakça, Bulgarca, Farsça, Kürtçe ve Hollandacaya çevrilerek çeşitli dergi, gazete ve antolojilerde yayımlandı. Mungan, 1988’ten beri serbest yazar olarak çalışıyor ve halen İstanbul’da yaşıyor.
Clicky Web Analytics