4 Mayıs 2009 Pazartesi

Pamuk'un kaleminde İtalyan mürekkebi var

Orhan Pamuk, La Repubblica gazetesine verdiği söyleşide İtalyan edebiyatıyla 'akrabalığını' dile getirdi.
Orhan Pamuk, 13 Mayıs'ta başlayacak İtalya turundan önce La Repubblica gazetesine konuştu. Kendisini Cihangir'deki yazıhanesinde ziyaret eden gazeteye açıklamalar yapan Nobelli Türk yazar, 20 yaşında okuduğu Sandık Müşahidi adlı Italo Calvino kitabının kendisini etkilediğini anlatarak, "Kitapta anlatılanların, din - siyaset ilişkisinin bugünkü Türkiye'ye benzediğini görmek kolay. Ama etkileyici olan Calvino'nun bu ağır siyasi konuya rahatça yaklaşması ve hafifliğiydi. Calvino'nun benim için en parlak yanı, en ilgisiz en dramatik durumlarda, şeylerin, ilişkilerin hafifliğini' görebilmesi, mizah duygusunu hep canlı tutabilmesidir," ifadesini kullandı. Yazar dün yayımlanan haberde ayrıca, usta romancı Umberto Eco ile kendi arasında "O da benim gibi metafor ve alegorik araçları bol bol kullandı," diyerek bir benzerlik de kurdu. Dante Alighieri'nin Yeni Hayat kitabındaki Beatrice'nin aynı isimli kendi kitabında Canan karakteri için bir ilham kaynağı olduğunu söyleyen Orhan Pamuk ayrıca, yine bir İtalyan kalemi olan Alberto Moravia'nın ilk kitaplarından da övgüyle söz etti. Pamuk, Carlo Emilia Gadda'nın Merulana Sokağındaki Çirkin Pastahane adlı kitabı ile yazdığı Kara Kitap arasında benzerlik kurarken, "Gadda'nın ki sadece polisiye bir roman değil aynı zamanda felsefi, Kara Kitap da ben de böyle yaptım," dedi. Pamuk, 13 Mayıs'da Floransa Üniversitesinden Edebiyat ve Felsefe alanında şeref diploması (Laurea honoris causa) alacak. Yazar ayrıca Torino Kitap Fuarı'na da katılacak.

Eşi benzeri olmayan kitaplar

Eski Ulaştırma ve Kültür Bakanlarından Rıfkı Danışman’ın Atatürk Üniversitesi’ne bağışladığı kitaplar arasında yer alan bir kitabın dünyada bir eşinin daha bulunmadığı bildirildi.
Eski bakanlardan Danışman’ın bir süre önce AÜ Kütüphanesi’ne bağışladığı 567 kitap arasında 4’ü çok nadir eserler olarak dikkati çekiyor. Bu kitaplardan birinin dünyada herhangi bir kütüphanede başka nüshasının bulunmadığına işaret edildi. Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Doğu Dilleri ve Edebiyatı Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Sadi Çöğenli, eski bakanlardan Danışman’ın bağışladığı eserler arasında yer alan 4 kitabın çok nadir eserler olduğunu ifade etti.

DÜNYADA BİR EŞİ DAHA YOK
Bağışlanan kitaplar arasında yer alan "Kitabu Ğureri’l-Meani" adlı kitabın 1476 yılında yazıldığını ifade eden Çöğenli, "Mahmud b. Süleyman b. Ahmed et-TOLİNİ tarafından yazılan kitabın kütüphaneye bağışlanan nüshasının istinsah (nüshasının çıkarılması) tarihi 1476 yılıdır. Tespitlerimize göre, Mülk ve Nebe sürelerinin tefsiri olan eserin dünya kütüphanelerinde her hangi bir başka nüshası mevcut değildir" dedi.
Kitaplar arasında yer alan Kuran-ı Kerim’de yer alan ahkam ayetlerinin tefsiri olan "Mesalikü’l- Efham ila ayati’l-Ahkam" adlı kitabın Cevad b. Sa’d b. Cevad el-kazimi el Bağdadi tarafından yazıldığını anlatan Prof. Dr. Çöğenli, şunları söyledi:
"İstinsah tarihi 1635 olan bu eserin ise Türkiye kütüphanelerinde başka nüshası bulunmamaktadır. Müellif icazeti vardır. Ayrıca bağış kitaplar arasında yer alan Hasan b. Muhammed es-Sağani tarafından yazılan ve istinsah tarihi 1299 olan ’Meşariku’l- Envar’ adlı hadis kitabı ile Şeyhülislam İbn-i Kemal tarafından yazılan istinsah tarihi 1557 olan ’Islahu’l-İzah’ adlı hukuk kitabı çok önemli ve kıymetli eser olarak kütüphanemizde yerini aldı."

DANIŞMAN’IN ÖZEL KÜTÜPHANESİ
Eski bakanlardan Danışman, özel kütüphanesinde bulunan 365’i el yazması ve eski eser özelliği taşıyan toplam 567 kitabını AÜ kütüphanesine bağışladığını hatırlatan Prof. Dr. Çöğenli, şöyle devam etti:
"Erzurum’da 1747 yılında bir kütüphanede yaptıran Halil Efendi kütüphanesinde yer alan eserlerden bazıları artık çok kıymetli bir kültür hazinesi olarak üniversite kütüphanemizde yer almaktadır. Halil Efendi Kütüphanesi’nin mütevellisi olma görevini taşıyan son şahsiyetlerden biri olan Erzurum’un eski müftülerinden Sakıp Danışman’ın oğlu olan eski bakanlardan Rıfkı Danışman, babasından kalan bu paha biçilmez eserleri Atatürk Üniversitesi Kütüphanesine bağışlayarak çok önemli bir kültür hizmeti yapmıştır"

RIFKI DANIŞMAN
Üç dönem Erzurum milletvekili seçilen Rıfkı Danışman, 34 ve 35’inci hükümetlerde Ulaştırma Bakanı, 39’uncu hükümette ise Kültür Bakanı olarak görev yapmıştı.

Avrupa edebiyatı Anadolu yollarında

Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, Goethe Enstitüsü ve Avrupa Komisyonu 'Kültür Köprüleri' programı başlattı. Proje kapsamında yazar buluşmalarından edebiyat okumalarına, sergilerden konserlere, okuma tiyatrolarından kısa film atölyelerine pek çok faaliyeti içeren 'Avrupa Edebiyatı Türkiye'de-Türk Edebiyatı Avrupa'da ('European Literature Goes to Turkey-Turkish Literature Goes to Europe) başlıklı etkinlik düzenlenecek.
Önce İstanbul, İzmir, Ankara, Diyarbakır, Kayseri, Van, Malatya, Gaziantep, Erzurum, Samsun, Antakya, Ankara, Tekirdağ gibi Türkiye'nin 24 kentinde, ardından da Sofya, Bükreş, Viyana, Zürih, Essen gibi Avrupa ülkelerinde gerçekleştirilecek proje yarın başlayacak ve 22 Haziran 2010'a kadar devam edecek. Türkiye'de ve Avrupa'da ilgi görmesi beklenen projenin tanıtımı için dün TBMM Başkanı Köksal Toptan ve Almanya Federal Meclis Başkanı Prof. Dr. Norbert Lammert'in katılımlarıyla İstanbul Tarabya'daki Alman Büyükelçiliği Yazlık Rezidansı'nda bir basın toplantısı düzenlendi. Proje; 'edebiyat ve kültür aracılığıyla insanî değerlerin yüceltilmesini ve kültürler arası alışveriş ile sivil toplum diyaloglarının geliştirilmesini' amaçlıyor. Proje kapsamında konuk yazarlara, internet bağlantılı bilgisayarlar ve elektronik araçlarla donatılmış 'gezici kütüphane' eşlik edecek. Gezici kütüphane dün, ilk durağı olan Diyarbakır'a Türk geleneklerine uygun olarak ardından su dökülerek uğurlandı.

MALATYA, GAZİANTEP, ŞANLIURFA, VAN, KARS

Yarın başlayacak Türkiye turuna; sekiz Avrupa ülkesinden, eserleri Türkçeye çevrilmiş Thorsten Becker, Jutta Richter, Björn Kern, Perikles Monioudis, Dumitru Tsepeneag, Katja Lange-Müller gibi 48 yazar konuk olacak. Yazarların yanı sıra, fotoğraf sanatçıları, film yapımcıları ve müzisyenler de Türkiye'nin yirmi dört kentinde sanatseverlerle buluşacak. Her ilde bir hafta boyunca iki dilde edebiyat okumaları ve söyleşiler gerçekleştirilecek. Projenin Diyarbakır'dan sonraki duraklarından bazıları ise şöyle: Malatya, Gaziantep, Şanlıurfa, Van, Kars, Erzurum, Trabzon, Samsun...
"Yollarda... Avrupa Kültür Haftası Etkinlikleri" adı altında düzenlenecek program kapsamında konserler, atölye çalışmaları ve Haymatloz, Dieter Sauter başlıklı sergiler de yer alacak. Kentlerdeki yerel halk, Avrupa'da güncel sanat alanındaki gelişmeleri ve yenilikleri yakından görmüş olacak. Projenin Türkiye turu, 13 Nisan 2010'da, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti kutlamaları çerçevesinde gerçekleştirilecek özel bir gala ile son bulacak.
Projenin ikinci ayağı 4 Mayıs 2010'da başlayacak. Sekiz Avrupa ülkesini kapsayan Avrupa turunda ise; eserleri daha önce yabancı dile çevrilmiş on altı Türk yazar, yedi AB ülkesi ve İsviçre'de, iki dilde okuma günleri gerçekleştirecek. Türkiye'den çeşitli müzisyenler, film yapımcıları ve fotoğrafçılar, Sofya, Bükreş, Viyana, Zürih ve diğer iki Avrupa Kültür Başkenti olan Pecs ve Essen'de Türk kültürünü sanatseverlerle buluşturacak. 24 Haziran 2010'da ise Brüksel'de tüm Avrupalı ve Türk sanatçıların katılımıyla bir gala gerçekleşecek. Böylece proje tamamlanmış olacak.

3 Mayıs 2009 Pazar

Bu oyunu ücretsiz izleyebilirsiniz

Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü, sosyal sorumluluk projesi kapsamında ''Gitar'' adlı oyunu, tiyatro izleyicilerinin beğenisine ücretsiz sunacak.
Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğünden yapılan yazılı açıklamaya göre, ''Gitar'' adlı oyun, Michel Del Castillo'dan Semih Çelenk tarafından uyarlandı ve 23 Martta ilk temsilini Küçük Tiyatro'da verdi.
Proje koordinatörlüğünü N. Fırat Demirağ'ın, proje uygulatıcılığını Yeliz Erülgen'in üstlendiği oyunun, metin dramaturgluğunu Aylin Tez, psikologluğunu ise Gözde Kayabülbül yapıyor.
Dekor ve giysi tasarımını Ceren Karahan'ın, ışık tasarımını Burhanettin Yazar'ın gerçekleştirdiği oyunun rollerini ise bedensel engelli Göktuğ Tolga Demiralp ile Solmaz Merve Erdoğan paylaşıyor.
Stüdyo Sahne'de, 3, 5, 8, 10, 17 Mayıs 2009 tarihlerinde ücretsiz olarak temsil edilecek oyunun biletleri, Ankara Devlet Tiyatroları gişelerinden temin edilebilecek.

Sanat dedektifleri iş başında

Sanat eserlerinin sık sık çalınması yeni bir meslek dalının doğmasına yol açtı: "Sanat dedektifleri", profesyonel araştırmalar sonucunda ulaştıkları eserleri sahiplerine iade ediyorlar. Picasso, Van Gogh ya da Munch gibi önemli ressamların tabloları müzelerden ya da özel koleksiyonlardan en az birer kez çalındı.
Bunlar milyonlarca dolar değerinde paha biçilmez eserler. Sanat dedektifi adını taşıyan görevliler ise çalınmış eserlerin peşinde. Çalınmış sanat eserlerini araştıran Art Loss Register adlı ajansın Köln şubesinde çalışan "sanat dedektifi" Victorine Stille de onlardan biri.
Sanat dedektifi Stille'nin çalışma ofisi oldukça aydınlık. Masaların üzerinde her yana dağılmış sanat objeleriyle ilgili kataloglar duruyor.
Victorine Stille, ajansın veri bankasında araştırma yapıyor. Ajans, 1991 yılında Londra’da kuruldu. Kısa süre içinde New York, Amsterdam, Paris ve hatta Köln’de şubeleri açıldı. Kuruluşundan bu yana, eserleri çalınan sanat koleksiyoncuları düzenli olarak ajanstan yardım talep ediyor.
Diğer şubelerle işbirliği
Sanat dedektifi Victorine Stille, çalışmasına ilk olarak söz konusu kayıp eserin üretim yılı ve sanatçının adı gibi ayrıntıları bir araya getirerek başlıyor. Daha sonra hepsini veri bankasına kaydediyor. Bu sayede diğer şubelerdeki çalışanlar da bu verilere ulaşabiliyor. Böylece dünya çapındaki araştırma başlıyor. Stille şöyle konuşuyor:
“Sık sık karşılaştığımız şey, eserin çalınmasının ardından öncelikle iki ya da üç yıl kadar kara borsada elden ele dolaşması. Bizim, eserlerin 15 yıl sonra tekrar ortaya çıktığına dair bir teorimiz var.“
Müzayedelerde çalıntı eser arayışı
Bu eserler, örneğin müzayede ya da sanat fuarlarında günün birinde yeniden ortaya çıkabiliyor. Ancak 15 yıl, sanat dedektifleri için oldukça uzun bir süre. Bu nedenle hızlı hareket eden dedektifler ise eserin kendiliğinden ortaya çıkmasını beklemiyor. 28 yaşındaki sanat dedektifi Victorine Stille de vaktinin çoğunu, internette araştırma yaparak geçiriyor. "Belki çalıntı olarak bildirilen bir esere rastlarım" beklentisiyle, müzayedelerle ilgili verileri inceliyor. Tabii sık sık dışarıya da çıkıp, sergilere ya da sanat fuarlarına katılıyor:
Stille, “Hiçbir çalıntı eserin satılmamasını sağlayabilmek için, sanat fuarlarını, iyi isimleri ve katılımcıları korumak amacıyla sanat tüccarlarının stantlarını ziyaret ediyoruz“ diyor.



James Bond’un Aston Martin’i de kayıp


Stille, oralarda bulunan eserlerle kendi veri bankasındaki kayıtlı nesneler ile karşılaştırıyor. En sık çalınan eserler tablolar. Ancak antika oyuncak, saat ya da mobilyalar da bazen çalınabiliyor. Stille, kayıtlarında bulunan çok ilginç bir örneği anlatıyor:
“Veri bankamızda James Bond’un eski bir otomobili bile var. Bu 1963 yılına ait Aston Martin marka bir otomobil. 1997 yılında film çekimleri sırasında çalındı. Bu otomobil, Altın Parmak ve Yıldırım Harekâtı adlı filmlerde de kullanılmıştı. Sürekli araştırma halindeyiz.”
Stille, 007'nin Aston Martin marka otomobili gibi pek çok ünlü parça ile ilgili araştırmanın daha çok uzun süre devam edebileceğini belirtiyor:
“Munch’un Çığlık adlı eseri çalındığında bunu herkes tanıyordu. Bunlar piyasada satılabilecek şeyler değil. Otomobilde de aynı şey söz konusu. Çalan kişiler kendilerinde bu eserleri rahatlıkla piyasada satışa sunabilecek güveni bulana kadar daha uzun zaman geçebilir. Otomobili kimin çaldığı konusunda hiçbir fikrim yok ancak bunu garajda tutabilecek birisi olduğunu sanmıyorum. Böyle bir arabası olan kişi, kesinlikle onu kullanmalı.“
Almanya'da 180 bin kayıp eser
Tabii ki sanat dedektifinin, yolda kırımız ışıkta duran bir Aston Martin’e tesadüfen rastlama olasılığı çok düşük. Bu nedenle ünlü ve tanınmış sanat serlerinin bulunmasında vatandaşlara da iş düşüyor. Şu ana kadar Victorine Stille ve ekibi yaklaşık 230 milyon Euro değerindeki eseri tekrar buldu. Almanya’da ise 180 bin sanat eseri kayıp.
Kaynak: Deutsche Welle

Gölge Dergi 20. sayısıyla huzurlarınızda. Bu sayıda Gökcan Şahin'den "Kalem Kılıçtan Keskindir", Sadık Yemni'den "Birinci Reklamkeş Cinayeti", Mustafa Emre Özgen'den "Takım Elbiseli Adam II", Serdar Kökçeoğlu'dan "Ekstra İnce, Ekstra Hassas" ve Oğuz Özteker'den "Kadın Telefon Etmezse" öyküleri yer alıyor.

Mustafa Göçer'in 3M+T'nin ikinci bölümü ile Onur Diler'den Düş Kapanı çizgi romanları da yine bu sayımızda.

Masis Üşenmez bizi SkyNET'le bağlantıya geçirip Terminatör'ün bahsini "Terminatör Will Be Back!" yazısıyla açarken, İlker Altın pop sürrealizmin kimliğini "Lowbrow Art" ile ortaya koyuyor. Barış Saydam ise soyulmanın hazzını "The Pleasure of Being Robbed" yazısında inceliyor. Hasan Nadir Derin tüm karizmasına karşın Wolverine'in aslında bir müzikal oyuncusu olduğunu "Müzikallerden Hollywood Yıldızlığına" adlı Hugh Jackman yazısıyla gösteriyor.

Yazar Erol Çelik'i "Her İnsanın Karanlık Bir Dünyası Vardır..." yazısıyla kendi kaleminden okuyoruz. Ayrıca Bihter Küçük "Kozanın Tereddütü" adlı kitabı inceliyor. Ankara'nın festival günlüğünü Hasan Nadir Derin "Başkentte Sinema Dolu Bir Ay" yazısıyla sizler için tutuyor.
Gölge e-Dergi 20. sayıyı PDF olarak okumak isterseniz buradan indirebilirsiniz.
Gölge e-Dergi 20. sayıyı flash olarak okumak isterseniz buradan indirebilirsiniz.

İstanbul'da bir kukla devi

Sabancı Müzesi'ndeki tanıtım toplantısında konuşan 12. Uluslararası İstanbul Kukla Festivali'nin genel sanat yönetmeni Cengiz Özek, festivalin başta Türkiye'den ustalar olmak üzere Japonya'dan Arjantin'e, Norveç'ten İran'a geniş bir yelpazeden 150 grubun kukla ve gölge tiyatrosu yorumlarını izleyiciyle buluşturacağını söyledi.
Festivalin bu yıl da yine pek çok ilke imza atacağını belirten Özek, festival kapsamında ''Büyülü Ağaç'' ve ''Çöp Canavarı'' adlı oyunlarını Türkiye adına seyirci ile buluşturacağını ifade etti.
Özek, festival kapsamında Fransız Kültür Merkezi, Kukla İstanbul, Taksim Meydanı, Profilo Kültür Merkezi, Sultanahmet Meydanı, Caddebostan Kültür Merkezi ve Ümraniye Meydan Alışveriş Merkezi'nde gösteriler yapılacağını kaydetti.
Festivalin, Geleneksel Türk Tiyatrosu'nun yaşamasına önemli katkılar sağlayan Prof. Dr. Metin And anısına ithaf edildiğini belirten Özek, festivalde farklı kültürlerden modern ve geleneksel kukla örneklerinin sahneleneceğini dile getirdi.
Özek, festivalde ayrıca Larry Read tarafından hazırlanan belgesel filmde, Endonezyalı bir gölge oyunu sanatçısının tekniği ile Metin Özlen'in Karagöz yapım ve oynatım tekniğinin gösterileceğini vurguladı.
Türkiye'deki Karagöz sanatçıları üzerine hazırlanmış 3 ayrı belgesel filmin gösteriminin yanı sıra kentin çeşitli bölgelerinde yapılacak atölye çalışmaları ve Akdeniz Kuklası Sempozyumu'nun da festival kapsamında olduğunu belirten Özek, bu yıl Festival Onur Ödülü'nün ''Gölgeye Övgü'' sergisi dolayısıyla, Karagöz ve gölge sanatına katkıları nedeniyle İstanbul Modern'e verileceğini ifade etti.

İLK KEZ TÜRK SEYİRCİSİYLE BULUŞACAK
Fransa, Rusya Federasyonu, Macaristan, İspanya, Japonya, Çek Cumhuriyeti, Almanya, Yunanistan, İran, İtalya ve Türkiye'den grupların katılacağı festival, dünyaca ünlü Fransız Philippe Genty Topluluğu'nu Türk izleyicisiyle ilk kez buluşturacak.
''Zigmund Follies'' adlı oyunuyla sahne alacak olan ve objelerin fantastik dili üzerine çalışmalarını sürdüren grup; dans, ışık, obje, hareket ve tiyatroyu bir arada kullanıyor.
İstanbul Modern'de 5-6 Mayıs'ta düzenlenecek Akdeniz Kuklası Sempozyumu'nda ''Akdeniz'de Kukla Geleneği'', ''Karagöz ve Akdeniz Kuklasına Etkisi'', ''Akdeniz'de Kukla Etkileşimi'' ve ''Akdeniz Kuklası ve Toplum-Dün ve Bugün'' gibi konular tartışılacak.

İran'da en çok onların kitapları çeviriliyor

İranlı Şair Hamid Reza Şekarsari, Türkçe'den Farsça'ya en fazla çevrilen kitapların Aziz Nesin ve Nazım Hikmet'in eserleri olduğunu, son dönemde Necip Fazıl Kısakürek'in eserlerinin de çevrilmeye başlandığını söyledi.
Şekarsari, Azeri asıllı İranlı şair Naser Feyz ile Konya Aydınlar Ocağı tarafından Sille Kültürevi'nde düzenlenen Salı Sohbetleri programına konuk oldu.
Türk ve İran şiiri üzerine bir araştırma yapıp makale hazırladığını ifade eden Şekarsari, Türk ve İran şiirinin, Batı edebiyatı ile aynı dönemlerde tanıştığını söyledi.
Türk şiirindeki akımların aynı dönemlerde İran'da da görüldüğünü vurgulayan Şekarsari, ''Türk ve İran şiirindeki dönemsel benzerlikler iki toplum arasında kültürel bir bağ olduğunu gösteriyor. İran'da şu anda dini içerikli şiirler hakimdir. Şiir İran'da geniş bir muhatap bulurken aynı zamanda kendi içinde daralıyor. Post modern tarzda şiirler yazan şairler ise genellikle internet üzerinden okuyucuyla buluşuyor'' dedi.
İran'da şiire ilgi son dönemde azalırken roman türünün daha popüler hale geldiğini anlatan Şekarsari, şunları kaydetti:
''Şimdiki İran şiirinde, karmaşık ve bireysel duygular ön plana çıkıyor. AB'ye üyelik yolundaki Türkiye'de ise şiirde siyasi kavramların kullanılmıyor olması bana ilginç geliyor. Her 2 ülkenin şiirleri genel olarak ortak bir ruha sahip. Türkiye ve İran iki farklı ülke olmasına karşın halkları ruhen birbirine çok yakın. Türkçe'den Farsça'ya en fazla çevrilen kitaplar Aziz Nesin ve Nazım Hikmet'in eserleridir. Bu eserlerin çoğu İran İslam Devrimi'nden önce çevrilmiş. Son dönemde Necip Fazıl Kısakürek'in eserleri de çevrilmeye başlandı.''
Azeri asıllı İranlı şair Naser Feyz, programda, Farsça, Türkçe ve Azeri lehçesinde yazılmış şiirler okudu.
Programa, İran'ın Ankara Büyükelçiliği Kültür Ateşi Ali Hakimpor, İl Kültür ve Turizm Müdürü Mustafa Çıpan, Selçuk Üniversitesi Mevlana Mevlana Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Yrd. Doç. Dr. Nuri Şimşekler, Konya Aydınlar Ocağı Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Mustafa Güçlü, akademisyenler ve edebiyatçılar katıldı.

''Hüzzam''a Sürekli Başarı Ödülü

Oyun Yazarları ve Çevirmenleri Derneğince (OYÇED), ilk kez 1984-1985 sezonunda oynanan ve aralıklarla yaklaşık 25 yıl sahnede kalan ''Hüzzam'' adlı oyunuyla Devlet Tiyatrolarına ''Sürekli Başarı Ödülü'' verdi.
Güner Sümer'in yazdığı, Olcay Poyraz'ın rejisiyle ilk kez sahnelenen ve aralıklarla bugüne kadar devam eden tek kişilik ''Hüzzam'' oyununun bugünkü temsili öncesinde, Oda Tiyatrosu'nda tören düzenlendi.
OYÇED Başkanı Prof. Dr. Hasan Erkek, sahnede yaptığı konuşmada henüz genç olan derneklerinin 20 yılı aşkın bir süredir oynanmakta olan tiyatro oyunlarını desteklemek için böyle bir ödül verdiğini belirtti.
Erkek, isabetli projeleri devam ettirenlerin de yönetimler olduğunu vurgulayarak, ödülü Devlet Tiyatroları'na verdiklerini kaydetti.
Erkek, konuşmasının ardından ödülü Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin'e sundu.
Bilgin de yazarlara ve derneğe teşekkür ettiği konuşmasında ödülün asıl sahibinin oyunun yazarı, yönetmeni ve oyunu uzun süredir sahneleyen Maral Üner olduğunu söyledi.
Ödül töreninin ardından, Maral Üner'in bir eski İstanbul paşasının torunu olan Mahpeyker'i canlandırdığı ''Hüzzam'' sahnelendi.

Bolşoy'un yarım asırlık baş balerini öldü

Bolşoy Tiyatrosunun yarım asırlık baş balerini Ekaterina Maksimova, Rusya'nın başkenti Moskova'daki evinde, 70 yaşında öldü.
Haberi veren İTAR-Tass ve Ria Novosti ajansları, ölüm nedeninin henüz açıklanmadığını duyurdu.
1939'da Moskova'da doğan ve küçükken Moskova'daki Koreografi Okulunda ilk eğitimini alan Maksimova ilk kez 1958'de, Çaykovski'nin "Fındıkkıran" balesinde baş balerin olarak sahneye çıktı. Maksimova, kendisi gibi bale hocası ve sanat yönetmeni olan eşi Vladimir Valisiyev ile birlikte yıllarca aynı çalışmaların içerisinde oldu. 30 yıl Bolşoy'da baş balerin olarak sahne almasının ardından bale hocası olan Maksimova, 1990'dan itibaren de hoca olarak Kremlin Balesine geçti.
Maksimova, Sovyet besteci Aram Haçaturyan'ın (1903-1978), çok sevdiği bale eseri "Spartaküs"ü dün gece yine yakından izlemişti.
Kremlin Balesinin sanat yönetmeni Andrey Petrov, "Maksimova'nın kaybı çok büyük. Tanrı'dan gelen öğretmendir. Hakikat ne denli acı olursa olsun söylerdi" dedi.
Bolşoy'un bale hocası Boris Akimov. "Dans sanatı için yeniliklerin hocasıydı. Pazar günü sanat yönetmenleri toplantısında da bunu ortaya getirdi" dedi.
Rusya Devlet Başkanı Dimitriy Medvedev, Bolşoy'a gönderdiği başsağlığı telgrafında şöyle dedi:
"Seyirciyi büyüleyen çok yönlü büyük sanatkar Maksimova, olağanüstü sanat zerafetiyle dünya ortak kültürünün hazinesidir.
Clicky Web Analytics